Farkı bulun!

Gazetelerden: 

11 Kasım 2013:

Atatürk’ün ölümünün 75’inci yıldönümünde Adana’da düzenlenen anma töreni sırasında, Vali Hüseyin Avni Coş aleyhine slogan atan grup ile polis arasında arbede yaşandı. Vali Coş bu sırada korumalarına “Allah belanı versin diyen o gavatı getirin” dedi. Olayla ilgili 1 kişinin ifadesi alındı, 9 kişiye de Kabahatler Kanunu gereğince para cezası verildi.

Vali Gavat dedi

22 Kasım. 2010 Pazartesi:

TOKYO – Bir toplantıda şaka yollu yaptığı yorumların ardından Japon milletvekilleri tarafından “işine hafife almakla” suçlanan Japonya Adalet Bakanı Minoru Yanagida istifa etti. Yanagida, 14 Kasım tarihinde, özel bir toplantıda, mecliste milletvekillerinin sorularını yanıtlarken sadece iki cevaba ihtiyacı olduğunu belirtmiş ve bunlardan birinin “Belirli konularda yorum yapmam” ve diğerinin de “Konuyla, yasalar ve kanıtlar temelinde ilgileniyoruz” olduğu yönünde bir yorumda bulundu.

Bu sözler, özellikle muhalefetteki milletvekillerinin tepkisine yol açmış ve muhalefet, Yanagida’nın işine hafife aldığı için istifa etmesi gerektiğini savunmuştu.

japon bakan-1

 

TOKYO – 19.12.2013

Tokyo Valisi Naoki Inose, bir hastane şirketinden para aldığının ortaya çıkması üzerine bugün görevinden istifa etti.

Valiye rüşvet<br>istifa getirdi

30 Haziran 2014 Pazartesi

Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı’nın Ramazan’ın ilk gününde seyyar satıcılar arasında çıkan gerginlikte “Biz sana oy verdik” diyen işportacının üzerine yürüdüğü ve “Vermeseydiniz lan şerefsiz!” dediği ortaya çıktı.

oy vermeseydin şerefsiz

24 Haziran 2014

Geçen Çarşamba günü meclis toplantısında konuşan Ayaka Şiomura’ya “Acele et ve artık evlen” sözleriyle saldırıda bulunan siyasetçi Akihiro Suzuki, Şiomura’dan özür diledi.

japon siyasetçi

Bir geziden birkaç görüntü!

Bizim belediye başkanlarımız şehirleşme kültürünü, bırakın taşımayı ve uygulamayı, ne zaman duyumsayacaklar?…

Modernleşme ve aydınlanma kültürü sadece masal, martaval okumakla ve halkı kandırmakla olmaz! Modern şehircilik bu kültürün sadece bir parçasıdır! Sanatı alaya almakla, şehir müzisyenlerini dövmekle, her yeri beton binaya boğmak, ağaçları kılıçtan geçirmekle, gölleri unutmakla, caddeleri araba ve egzoz dumanıyla soluksuz bırakmakla, yayaları-engellileri adamdan saymamakla, sadece cebe inecek dolarları hayal etmekle, her bir sanat ve kültür adına uydurulmuş girişmde bile sadece belli bir dine ait motifleri kullanmakla bu süreç yaşanmaz!! Şehirlerin sahibi olan insnaları yok sayarak bu iş olmaz! Çağdaş şehircilik meselesi kocaman bir kültür devrimi meselesidir, bu ise çok daha derinden gelen toplumsal değişimler sonucu olur… diye düşünüyorum ve güzel Türkiye’nin ne halde olduğuna baktıça kahr oluyorum!

Prag’dan çok çok küçük bir örneklem!

ben öldüğümde hava bahardı…

foto-mix
aylardan haziran’dı ©

ben öldüğümde hava bahardı
iki elim şehrin iki yakasında
seni görmek için ölmüştüm
kalbim kesilen ağaçların altında!

anımsar mısın
hani sana ilk şebboyları vermiştim ya
kanatlarımı alıp götürdüğün gündü
sen saçlarını gözlerine dökeli yıllar olmuştu
şehir meydanında duvar kenarında oturmuş ağlamıştık
ne kadar mutluyduk!

anımsar mısın
yağmurun güneşteki tadını
sana sormak için ölmüştüm…

sevginin bedava, kitabın ve ekmeğin bedava olduğu gündü
bir sonraki kadehte demiştin o gün
sen dudaklarının rengini vermiştin sokaklara
gaz fişeği seni gördüğüm gözümden geçmişti
sanki dündü
anımsar mısın! 

ben öldüğümde hava bahardı
sokak bahardı
ağaçlar şarkı çiçeklerini açmıştı
sokağımızın başındaki çiçekçi bizim için saz çalıyordu
güvercinler bizimle uçuyordu…

dur dedin bana
durdum
parmaklarınla saçlarımı taradın
serçelerimden öptün,
git dedin
gittim
yalvarmak ne sana göreydi ne bana
hikaye işte böyle başladı. 

ben öldüğümde
Simurg yeni kanat toplamıştı
dilimde kanatlarının yedi rengi vardı
her yan gençti ve güzel
sen dur dedin
duymadım sonra
aylardan Haziran’dı
öte yanda vapur sesi vardı!
anımsar mısın?

Okumaya devam et “ben öldüğümde hava bahardı…”

Sığınak!

sığınak

 

Asiye
Asiye Çengizi

arka kapıdan giriyor gül dudaklı kızlar
fahişe adlı
benzi soluk
aynı kapıdan çıkıyorlar usulca sessiz

ana kapıdan bir kız giriyor beyaz giyinmiş boyalı dudaklı
ve ayağı kanda gül yanaklı kızların evinin mutlu gelini oluyor

rengi kaçmış kanı onu da
arka kapıdan dışarı atıyor
komşu kadın şefkatle diyordu
döşek kırmızı olmamış… zavallı… fahişenin adını

Okumaya devam et “Sığınak!”

İki harita!

Aşağdaki haritalardan biri  “Yarbay  Ralph Peters tarafından 10 Temmuz 2006 yılında yayımladığı Savaşı Asla Bırakma adlı kitabına konmuştur. Bu harita NATO’nun Savunma Koleji’nde yüksek kademeli askerlerin eğitim programında kullanılmıştır. Ayrıca büyük olasılıkla Ulusal Savaş Akademisi’nde de kullanılmıştır. Bu “Yeni Orta Doğu” haritasının geçmişi Birinci Dünya Savaşı’na, Başkan Woodrow Wilson zamanına kadar uzanmaktadır. Yeniden çizilmiş Orta Doğu’nun bu hairtası, Kan Sınırları: Daha biyi bir Orta Doğu nasıl görünür? başlıklı bir makalede, ABD’nin Silahlı Kuvvetleri Dergisi’nde yayımlanmıştır[1].”

İkinci harita ise bugünkü bazı günlük gazetelerde yayımlandı. İŞİD’in haritası imiş!

Harita 1:

ortadoğu-nato
NATO’nın kullandığı harita

Harita 2:

ortadoğu-işid
İŞİD’in kullandığı harita

Soru: Bu haritalar arasındaki bir benzerlik ve bir farkı bulabildiniz mi?

Cevap:

Okumaya devam et “İki harita!”

Mezarımıza tarih yazmasınlar!

Söyleyelim mezar taşlarımıza tarih yazmasınlar; gelecek nesiller bilmesinler bu tarih diliminin beceriksizleri bizlerdik!” Bu sözler İran’ın devrimci şairi, yazarı ve gazetecisi Hosro Golesorhi’ye aittir. 1974 yılında arkadaşı Keramet Daneşiyan ile birlikte Şah rejimi tarafından idam edildi.

hosro-2
Hosro Golesorhi: Askeri mahkemede şiirini okurken. Onun bu mahkemede halkını ve devrimi savunması İran halkının özgürlük için mücadele tarihine altın harflerle kazınmıştır.

Okumaya devam et “Mezarımıza tarih yazmasınlar!”

Suskunun Edebiyatını Yaratırken!

Bu yazıyı, Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi’nin “Geleceğin Edebiyatı” dosyası çerçevesinde yazdım ve  Dergi’nin Kasım-Aralık 2013 sayısında yayımlandı.

Suskunun Edebiyatını Yaratırken![1]

1-      Hiç kuşku yok ki büyük çürümüşlük dönemini yaşamaktayız. Dünyanın tümünü içine alan istisnasız bir çürümüşlük! Nedir çürüyen? Nedir çürüten? Dönemimizin en önemli belirleyen özelliği nedir? Bugün dünyamız sermaye düzeninin yasalarına göre yöneltilmekte. Bu düzenin temeli ise kâra endeksli üretim ve tüketim ilişkisine dayanmakta. Bu düzene egemen olanlar, sistemin sonsuza kadar devam edeceği düşüncesini insanlar arasında yaymaya çalışırken aslında sonsuza kadar var olanın inandıkları tanrı olduğunu da bildirdiklerine göre sermaye düzenine, kâr amaçlı üretim ve tüketime tanrısal fakat aynı zamanda sanrısal bir renk vermek istemekteler. İnsanlar, hangi sınıftan olurlarsa olsunlar bu yasaların buyruklarıyla yaşamaktalar. Hiçbir şey, ama hiçbir şey bu düzenin dışında değildir. Ekmek, eğitim, sağlık, bilgilenme, teknoloji, din, aşk, şeref, namus, isyan, ahlak, öfke, edebiyat, sanat ve aklımıza gelen her şey bu düzenin, bu çarkın içinde yeniden anlamlanır. Piyasaya sürülebilenler sürülür, sakıncalı olanlar bastırılır. Savaşlar bu düzenin ürünüdür. Ordular, polisler, mahkemeler, zindanlar bu düzeni korumak içindir. Bu bir senaryodur.

2-      Büyük çürümüşlük dönemini yaşamaktayız. Ekonomik ve politik gücü elinde tutanlar egemenliklerini yitirmemek için evrensel moral değerlerini de kendi çarklarına göre yeniden yaratmaktalar ve organize etmekteler. Yeni biçimlendirdikleri insan hakları (!), demokrasi (!) için kendilerine ait olmayan ülkelerde milyonlarca insanın tepesine kimyasal, biyolojik, nükleer bombalar yağdırmaktalar, masum insanları kaçırıp başlarını kesmekteler, çocukların gözlerini oymaktalar, askerlerin göğüslerini deşerek kalplerini çıkarıp yemekteler (hem de kameraya karşı!), hamile kadınların dölyataklarını süngülerle deşip bebeklerini süngü uçlarına takmaktalar, yüzbinlerce çocuk yaşta kızı kaçırıp fahişe yapmaktalar, ormanları kesip uyuşturucu tarlası oluşturmaktalar, insanları çeşitli uyuşturucuya bağımlı kılmaktalar, işçilerin ürettikleri teknolojiyi işçilerin yerine koyarak milyonlarca insanı açlığa sevk etmekteler, ilkokullardan üniversitelere kadar eğitim ve öğretimi kendi dünya görüşlerine göre biçimlendirmekteler, iletişime medyaya ve bütün haberleşme araçlarına hükmederek zihinsel ve kültürel savaşlarını amansız bir şekilde devam ettirmekteler… Hepsi bir avuç dolar için! Bu bir romandır.

Okumaya devam et “Suskunun Edebiyatını Yaratırken!”

Söyle yağmura!

Şiir: Şefii Kedkeni, Beste: Ruhengiz Mirzai, İcra: Ruhengiz, Aranjman: Kambiz Roşen revan
çeviri: haşim hüsrevşahi

Söyle yağmura
Yağsın bu gece
Yıkasın yüzünden
Bu bağ sokaklarının tozunu
Duruluğunda
Seher arasın diye
Sınırsızlarda
Bizim buradalığımızı
Dönüş yolunu bilmediğimiz
Kıyıların arayışında…
Sen ve ben uyanık
Görmede yitik
Ayışığından ve uykudan daha hafif
Işık deltasında akan biz
Rüzgarın dudaklarında bir şarkıyız
 
Vücudumuzda kalmanın arıyla ve şevkiyle
Vücudumuzda kalmanın arıyla ve şevkiyle

Arayan cana yemin ki
Tanyerinin akan tiniyiz

Bilmem uzaklardan çok uzaklardan
Bilmem uzaklardan çok uzaklardan

Bir kuşun kanatlarının titreyen meltemi midir
ya da uzak bir yıldızın iletisi mi
Çeker o diyarlara
Bizim varımızı yoğumuzu?

Söyle yağmura
Yağsın bu gece
Yıkasın yüzünden
Bu bağ sokaklarının tozunu

Bu susmalarda ve örtmelerde
Bu susmalarda ve örtmelerde

Enginlerin kulaklarına ulaştırır
Bizim şevkimizin ve şenliğimizin tınısını

Nice şiirler, nice şiirler yazdı
Çıplak sözcükler bu gece
Toprağa kana ve kayalıklara

Kurtuluştan daha güzel hangi doğum yolu
Böylesi sarhoş ve kana kana içilen gecede
Ayakları zifte gömülü bu gecede
Yıldızlar ağır ve ayakları prangalı
Kıyılar titrer kan bulutlarında

Sen birlisin evet
Sen bilirsin evet
Sen bilirsin evet
Yüreğim daralmış bu cenderede

Zincirleri ayaklarından kırmış bir çılgınlık
Tanrı için bahane getirmekte

Söyle yağmura
Yağsın bu gece
Yıkasın yüzünden
Bu bağ sokaklarının tozunu

– “Nereye böyle bu aceleyle?”
“Nereye böyle bu aceleyle?” Çalı sordu rüzgârdan
– “Buradan içim sıkılmış…
Yolculuk istemez misin
Bu çölün tozundan?”
– “Bütünüyle arzuyum ama
Ne yapabilirim?
Ne yapabilirim ayaklarım bağlıdır!”

– “Nereye böyle bu aceleyle?”
– “Neresi olursa olsun
Bu yerden başka bir evim!”
– “Hayırlı yolculuklar sana ama
Tanrı için sana ve dostluğumuza yemin ederim
Şayet bu vahşet çölünden
Geçersen sağlıkla
Ilgımlara ve yağmura
Bizim selamımızı götür!”

Söyle yağmura
Yağsın bu gece
Yıkasın yüzünden
Bu bağ sokaklarının tozunu

(Ç: h.h.)