qırx il sonraydı yanaşdım o çéşmeye yaşıl etekli tepeden şar şar axırdı gine dereye geldikde dincelib derinleşirdi sanki öz içinde bir xayala batırdı derenin iki yaxasında göy méşeler söğüdler kölge salmışlardı sessizleşib aynalaşan suya yél süzülüb gédirdi herden dönürdü yavaş yavaş
Yıl: 2012
Doğu edebiyatında Aşk- bir söyleşi
Soru: İran şiirinde aşk temasının farklılığından söze edebilir miyiz?
H.H.: Önce isterseniz aşk sözcüğünün içeriğinden ve de gönderilerine bir göz atalım. Sonra bu içerik ve gönderilerden hareket ederek İran şiirindeki tematik farklılığına ulaşalım. Sözü edilecek olan farklılık (şayet öyle bir noktaya ulaşırsak), batı şiirindeki aşk teması ile farklı olup olmadığını algılamadaki yola da bir nebze ışık tutar sanırım.
Aşk Arapça bir sözcüktür. Farsça sözlüklerde aşırı sevgi, tutku, sevda vb olarak anlamlandırılmıştır. Buna en yakın sözcük ise Aşeke’dir. Aşeke, ağaçlara dolanıp yükselen sarmaşıktır.
Eflatun’un aşk yorumundan sonra doğu felsefesi bu konuda büyük değişime uğramıştır. İslam âlimleri ve filozofları da Eflatun’un yorumunu kendi inanç ve kültürel-düşünsel süzgecinden geçirerek değişik yorumlara ulaşmışlardır. Özellikle “mecazi ve hakiki” diye aşka getirilen yorum bir diğerinin karşıtı olmaktan çok, “Ruhani” alemdeki yükseklik mertebesine göre ayrılmıştır. Mecazi aşk, kısaca maddi sevgi olarak ele alınır. Yani para tutkusu, makam tutkusu ya da karşı cinse duyulan cinsel istek! Hakiki olan ise mutlak ruha olan yöneliş ve cazbediliş olarak nitelendirilir. Görüldüğü gibi bu görüş de Eflatun’un işaret ettiği ruhun ezeldeki mutlak güzelliğe yönelişten başka bir şey değil.
ey insan
ey insan ey kesilen dilini çiğneyen insan kazı kendi mezarını gözlerini kimin oyduğunu göremeyeceksin dilini kimin kestiğini ne güzel ölüyorsun felaketinden habersiz ne güzel ne güzel toplu mutlu mezarlar ben senin de kafirinim bilesin uyanma bir efsaneye dönmüştür idamları izleyen izdihamın ne güzel ey habersiz acıları içinde mutlu insan kimin kıstırdığını da bilmeyeceksin ey elleri kanlı ellerin kanlı öl ve mutlu ey masum cani! (haşim hüsrevşahi, Rüzgar Şiir Yaşam syı VIII)
babaların mersiyesi
Ay saklanırken gecenin ak bulutlarına mavi gözyaşların vardı
Çığıran ölüler yatıyordu çocuk senin “upuzun topraklarında” avucunun
Yaz teri unutulmuştu sanki alnının çizgisinde o adamın
Öyle kadim bir soluksuzluk ki açık mavi gözleriyle
Ömrünün yongaları tutuşuyordu rüzgârda
Dünya yaza dönenirken kış üşüyordu dudaklarında
Kalbinin saati durmuştu
Ektiği bütün çiçekleri bile unutmuştu
Kahkaha atmaması bir hataydı sanki bu sahnede
Bir bir saydım oysa sevdiği adları
Dönüp bakmalıydı bu kalabalık ona bakarken bakmadı
Hayata vurgun bütün ölüler gibi küskündü!
Gözlerini kapatamazsın ömür boyu çocuk senin hayatın çiçekleniyor
Kelebekler içiyor gözyaşlarını maviye boyanıyor
Bu sokaklardan yine geçeceksin o adamın adım sesleriyle
Gözlerini kapatmazsın!
“Al işte herkesten sakındığın o hakikat”
(h.h., 3 haziran 2012)
Nişabur sokaklarında ölmek
yağmur yağmış sesinizde güneş doğmuş gibidir gözlerinizde renkli balonlar havalanmış siz eski tapınakların büyüsünü serpiyorsunuz güvercinlere ağaçlar diyor ki sus ve dinle susup ve dinliyorum sizi bayan ezan sizin günbatımınızdan yükseliyor közlere dağılan üzerlik kokusu havada
Mavi Karadeniz Videosu!
May 29, 2012 7:49pm
Şiir: Nazım Hikmet, Varna (27 Mayıs 1957), Foto: haşim hüsrevşahi, Karadeniz, 27 mayıs 2012
Masmavi bir Karadeniz!
Söyleşi… Adnan Gerger’le (6 Mayıs)
Söyleşi
19 Mayıs Kutlu Olsun! İlelebet!
Ey Türk Gençliği;
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakrü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Mustafa Kemal Ataürk




