Paşa’nın Yeğeni Nasıl Hızlı Büyüdü? -3-

Hümayun’un canı sıkılmıştı. Akşama, otelde görüşmek üzere ayrıldılar. Hümayun’un kafasını meşgul eden başka bir şey daha vardı, kulağında babasının sesi tınlıyordu: “Halletmelisin!” Ama Erdelan giderse birçok şeyi de kendisiyle götürür. Birçok irtibat halkası da kopar. “Paşa Amcan yetmemiş gibi… zavallı Meryem… o salağın bunu bilmesi gerekirdi… aslanın kuyruğu ile oynanmaz… Halletmelisin!” Hümayun’a göre Erdelan, Almanya’yla yakınlaşarak gerçek dostlara sırt çeviriyordu. “Fransa’da, Almanya’da kimleri buldu acaba? Ya Kore’de?” diye düşündü. Erdelan akşam, otelin lobisinde oturmak istedi, Hümayun, odaya çıkmalarını önerdi. Sağ eliyle Erdelan’ın sırtını hafifçe okşarken, sol eliyle, beline hoş bir ağırlık veren silahını yokladı.

Odaya girince Erdelan, Hümayun’un karşısında bir koltuğa attı kendini. “Dur dur! Ne demek istiyorsun?” dedi.

Hümayun daha umursamaz bir tavırla, “Ben değil, babam soruyor,” diye yanıtladı, “Paşanın, ardından Meryem Hanımın ölümü… Gönderilen paraların nerelere, ne kadar yatırıldığına dair hiçbir rapor da yokmuş ortada daha. Abimlerle konuştum. Bu iş bir an evvel ya bitmeli!” Hümayun elinin tersiyle, dizinin üzerindeki olmayan tozu sildi ve ekledi: “Ya da bitmeli!”

“Vay vay vay! Görüyorum, kıç kadar boyunla tehdit etmeyi de ihmal etmiyorsun! Sana bir şey söyleyeyim mi Sayın Batmancı bozuntusu? Artık canımı sıkıyorsun! Anlıyor musun?”

Erdelan odada yürümeye başladı. Kendi kendine mırıldanıyordu: “Kıçımdan düşen bok götümü beğenmiyor!” Hızla Hümayun’a döndü. İki parmağını, bir tetik gibi ona doğrulttu: “Sana söylemek istemezdim! Senden adam olursa boktan çikolata, eşekten kral olur! Git de General’in ruhuna olan hürmetime dua et. Ama mademki Menuçehr bunu, senin ağzınla bana iletmeyi yeğlemiş, o zaman kendisine söyle, son mahmuleden sonra sermayemiz, değil iki katı, tam on sekiz katına ulaşmıştır. Senin ağabey dediğin o serserilere gelince…” Sigarasından bir nefes aldı, “para harcamaktan başka bir bok bildikleri yok. Karılara para yedirmek, kokainle hoplayıp zıplamak, kıç oynatmak, ticaretten daha kolay tabii! Burada, ne ticaret ne de aile onların umurunda. Menuçehr’i de kandırıp duruyorlar… Hepsinin ıcığını cıcığını, ciggini böggünü biliyorum! Adam olursun sanmıştım!” Erdelan, Hümayun’un oturduğu koltuğa yürüdü. Eğildi, gözlerinin içine bakarak, işaret parmağını, Tahran’da ziyaretine gelen, ya da fabrikalarındaki teftiş sırasında asker duruşuna geçen müdürlerine uzattığı gibi doğrulttu: “Aklını başına topla! Emeklerimi boşa çıkarma! Diğerlerine de söyle! Hepiniz aklınızı başınıza devşirin sayın Batmancı Ailesi! Bu kritik geçişte hiçbir pürüz istemiyorum.” Belini doğrulttu, birkaç adım uzaklaştı. Sigarasından bir soluk daha aldı: “Menuçehr de yakında buraya gelmeli. Tüm işlerimizi, Molla Resuli ve yukarıdaki mollamız halledecek. Onun orada, risk altında olmasını istemiyoruz. Ne ben ne de dostlarımız… Boktan şeylerle işleri bozmak niyetinde değiliz.” Hümayun’a doğru hafifçe eğildi: “Anladın mı? Ha? Anladın mı?” Kendini tekrar koltuğa attı. Sigarasını tablada ezdi. Sustu.

Hümayun, birbirine kilitlediği parmaklarını açmadı: “Fazla bağırıyorsun! Sinir bozukluğu midene iyi gelmez Erdelan Bey!”

Erdelan, elini çenesinin altından çekti ve bağırdı: “Kes sesini!” Yeniden ayağa kalktı. Ellerini, pantolonunun ceplerine soktu. İki adım atmadan yeniden Hümayun’a döndü. Kafeste sıkışıp kalmış bir aslanı andırıyordu. Gölgesi, yerde, dört parça halinde dönüyordu. Silueti, otelin kral dairesinin duvarında devleşmişti. Sesi, hayıflanmanın izlerini taşıyordu: “Senin, o dost ülkede eğitim görüp büyüyeceğini, işimize yarayacağını umuyordum. Görüyorum ki aile meseleleri görüşünü daraltmış, becerini tamamen yok etmiş. Küçük çıkar ilişkileri, siyasi basiretini kör etmiş! Senden, bir milletin lideri olmanı isterken, sen aşiret reisliğine soyunmuşsun. Kulağına boşuna mı okudum o Yâsinleri?  Boşuna mı aldın o eğitimi? Ha! Boşuna mı? Dostlarımız, sırt çevirdiğini duymasınlar sakın!”

“Sırt çeviren falan yok! Varsa da o ben değilim.”

Hümayun ayağa kalktı. Elini belinde gezdirdi: “Neler söylediğini duydum Erdelan Efendi! Çok büyük hata yaptın! Yarın bu saatte benim otelde görüşelim. Abilerim de orada olacaklar. Babama telefon etmek istiyorum. Sen de yarına kadar, orada söylemek istediklerini iyice düşün!”

“Öyle mi?”

Hümayun odayı terk ederken, bir kama, kırk yaşlarında bir adamın gırtlağında kaydı: ‘Hattalnasr!’

Hümayun dişlerini sıktı: “Pislik!”

Erdelan, sabah odasından çıkıp asansöre yürürken Pekin’den Tahran’a kalkacak olan silah yüklü jumbo jeti düşünüyordu hâlâ. Asansörün kapısı tam kapanacakken araya siyah bir baston girdi. Kapı, otomatik olarak açıldı. Adam, düzgün bir İngilizceyle, ‘Günaydın!’ dedi. Erdelan, adamın yüzüne bile bakmadı. Adam, Erdelan’ın arkasına geçti. Az sonra, bir silahın soğuk susturucusu dayandı ensesine. Erdelan geriye dönemeden, susturucudan fırlayan tek kurşun Erdelan’ın düşüncesi ile birlikte beynini de dağıttı. Adam, soğukkanlı bir tavırla asansörün kırmızı düğmesine, ardından üst katlardan birinin düğmesine bastı. Kapı açılınca çıktı. Erdelan, o kan gölüne yığılmıştı.

(h.h., bölüm 36’dan, Azalya, roman, Arkadaş Yayınları 2011)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s