ormanlar tutuşmuştu saçlarında

ormanlar tutuşmuştu saçlarında
sesinde okul çocukları
kalabalık bir caddenin ortasında
sesinde dağ sığınağı
parmak aralarında serçe yuvası
gözlerin sisli Kandahar
dudaklarında tüm kadınların genç şarkıları
bu yandan gidelim dedin

bir kayanın üzerinde durduk
herkesten diri ve boylu
gülüşlerinle şebboyları çağırdın
sesinde seni seviyorum
kalabalık bir caddenin ortasında
bu yanından gidelim dedin
seni sevmenin büyülü yollarına
elimden tutup götürdün
kalabalık bir caddenin ortasında
sesinde seviyorum seni hâlâ
(dil açmalarım, h.h.)

Ferhan Şensoy’dan Okunması Gereken bir Yazı!

FERHAN ŞENSOY (5.5.12)

Muhalefetin önde gideniydi Aristofanes. Ülkede kötü giden şeyleri eleştiren oyunlar yazar, çıkar oynardı binlerce kişilik anfi tiyatrolarda. Ön sırada ülkeyi yönetenler oturur, halkla birlikte dikkatle izlerler, bundan ve halkın tepkisinden kendilerine ders çıkarırlar, alkışlarlardı Aristofanes’i.

Aristofanes’i özelleştirmek Antik Yunan’da hiç kimsenin aklına gelmemişti!!

Tiyatro bin yıldır muhaliftir, muhalif kalacaktır, çünkü halkın sesidir. Yöneticilere yanlışlarını anlatmak için var tiyatro.

Okumaya devam et “Ferhan Şensoy’dan Okunması Gereken bir Yazı!”

seni Ankara!

Mayıs ayında Ankara’yı anımsarım, Ankara’nın coşkun yürüyüşlerini! Siyasal’dan, ODTÜ’den, Tıp’tan, ordan burdan Kızılay’a akan kızıl bayrakları… Kol kola türküleri ve işçi ve devrimci marşları! Bir de Deniz’e hasret hallerini anımsarım Ankara’nın… bir de kahrolası o üç sehpayı!

tutuştuğum kavganın alametidir Ankara göğsümde
hele bir de mayıs geldi mi hep aşığım leylak dönemeçlerine gamze bakışlı
                                                          sokaklarının
sesinin nesi var şimdi sisli bir dünün arkasında oturmuşuz ikindi
balkonuna sevdanın burada
fesleğenleri dizerim gelecek saatlerin su sesli güneşini pencereme
Gençlik’ini yitirmiş parkın köhne masalarında nargile soluklu
      mazot kokulu zaman

Okumaya devam et “seni Ankara!”

akıl dışı-1

Ben geçmek için geldim… tarağın saç telleri arasından geçişi, mızrabı hüsnü geçince bu tellerden… neden? Ondandır rüzgarı, bir tek Tebriz’ın akkavakları bilir, Yorkshire dünün bebesi! Şimdi “baş üstünde gelmişim” diyen Baba Mezid’e sorarsan o tepetaklak mihraptan geçişi anlatır, Hallacın sözünü: “Küfran benim yanımda sanattır…” Öyleyse kırıl! Kırıl  kırılayım kırıl kırıl kırılayım kırıl kırılayım boşaldıkça bu manadan geçmeyi geçerim uzaklara, aynadan bile! Bir de Tebriz’li Şems: “Akıl kapıya kadar getirir, fakat evin içine asla!… Orada akıl hicaptır, yürek hicaptır ve baş hicap!” Öyleyse ben dönüyorum; geldiğim o yoldan ki kaybedeli çok olmuştur… dönüyorum bilcümle cümleden, birer birer kelamın kabuğu içre saklı duran kelimelerden dönüyorum ve dönüyorum dönüyorum sesiyle ve suskusuyla çalıp oynatan.

(h.h.)

Süsen ve Yasemin Üzerinde Kanarya Közlemesi

Kısa Oyun.

Yazan: Mohammed Çermşir

Farsçadan Çeviren: Haşim Hüsrevşahi

Oyuncular: Kadın, Gurzad[1]

[1] Farsça. Mezarda doğan. Moin sözlüğüne göre: “Eskiden doğuma yakın gebe bir kadın öldüğünde, onu gömerler, mezarının başına da birini dikerlermiş. Mezara, bir ucu dışarıda olan bir ney ya da bir kamış koyarlarmış, çocuk dünyaya geldiğinde sesi duyulsun, mezar açılıp dışarı çıkarılsın diye. Bu bebeklere halk arasında ‘Gurza’ (mezarda doğan. ç.n.)  Bu çocukların kısa boylu olduğuna inanılırdı.” Cüce ve bodur anlamına da gelir.

 
Kadın:       Tecavüz, tecavüz! Kan! Bekâretin kanı. Mermer uyluklara ve ateşe yayılmış kan... Kadınlığın kokusu. Bin gecelik memelerdeki sütün kalmışlık tadı. Düğüm. Gövdenin gövdeyle düğümlenmesi. Gözyaşlarının akması. Aay... ay! Başıma küller, topraklar! Ben yıkıldım. Ben şimdi, çölü süren o rüzgârım. Ben ölüm oldum, ölüm! Mezarlara yazılan bir yazı. Ben mezar oldum, mezar... Kime söyleyeyim, bin murdarın kemik tozuyla mezarıma yazsın; bekâret bir çiçekti ve güz, onu dalından kopardı? Meme nar çiçeğiydi, benim akıtılan kanıma damlardı, yaşlanmış ve örselenmiş beni, Kadınlığın temelleri üzerinde yükseltirdi? Ve ben kalktım. Acuze ve acılar çekmiş olarak. Kan ve acılar yatağından, ay ve taş vadilerinde dörtnala çapan kısraklar gibi; ufuklardan kör bir ışık için ki soğuk ve korkunç bir batakta ölen yarınların damlayan kanında yanardı. 
 Okumaya devam et "Süsen ve Yasemin Üzerinde Kanarya Közlemesi"