Büyük Başarı / Great Achievment!

My beloved brother Mohammad Khosroshahi now is Full Professor of Medical Laser Physics & Biomedical Engineering, University of Toronto, Canada… I am so Proud of him!

Sevgili kardeşim Muhammed Hüsrevşahi Kanada, Toronto Üniversitesi Medikal Lazer Fiziği ve biyomedikal Mühendislik departmanında Full Professor olarak çalışmaya başlamıştır. Kendisi 100’ün üzerinde yayımladığı original bilimsel makaleleri ile bu konumu çoktan haketmiştir…

http://www.researchgate.net/profile/Mohammad_Khosroshahi2/info/

mohammed-Gözel qerdeşim! Seni hem sévirem hem de seninle ifitxar éliyirem… Döşümde midalımsan!

nakşın divan kurar!

karın canına yemin ederim sus
ki bunca fısıltı suyun sesinde yok
kana çalan aşk gece nereden?
dudaklarını aralamışsın Tanrıya ne olur!

dilinden zehir içtim ki yaralarım böyle derin eyvallah
kanatlarını ateşe verirsin Mevla’m döner odamda eyvallah
artık bilmeliyim bu kuyudan çıkamam zemheri eyvallah
geceyi öyle sarsıyor ki gözlerin ay dağılır odama

ben bu hicretle sarhoşum kıblem sende sürgün!
kadehleri ayaklarına sürer içerim
toprağını sürme yapsam bu hünnap mevsiminde?
dahası fırtına çoktan dinmiş şimdi sisli bir huzur…

ölüme kaç kalınca insan susmazmış?
öyleyse dumanını ver bana uzaklardan
dağlarımda yangın çıkacak
cümlesine eyvallah diyerek acıların!

nakşın divan kurar yolum üzerinde!
gözlerim toprağında elim göğsümün alevinde geçerim huzurundan
bana böyle öğrettin aşkı
Hıdır su üzerinde yürüdü ne ki!
ateşler üzerinde koşarım bir ömür bağışlanmayan İbrahim!
divanın nakşı var dudaklarında!
bağışla beni
bağışla bana!

(h.h. 1 Aralık, 2013)

Çalmadıkları ne kaldı?

Yüzyıllardır devam etmekte bu yağma; bütün dünyada! Önce devletlerimizi satın aldılar sonra topraklarımıza çöreklendiler, sonra yer altı zenginliklerimizi çaldılar. Petrolümüzü, gazımızı, altınlarımızı, bakır, uranyum, elmas, bor, kömür, gümüş ve ne varsa zenginliklerimizden yer altında… ve yer üstünde pamuğumuzu çaldılar, fındığımızı, zeytinimizi, buğdayımızı… sonra emeğimizi çaldılar, sonra beyinlerimizi. Sonra sıra düşüncelerimize geldi, onu da çaldılar. Sonra ruhumuzu çaldılar, sonra sözcüklerimizi. Demokrasi dedikleri bizimdi; özgürlük dediler, bizimdi; eşitlik dediler; bizimdi; adalet dediler, bizimdi; uygarlık dediler, bizimdi; aydınlık dediler, bizimdi. Dediler ve bizi koyun sürüsü gibi salhaneye sürerken eşit değildik, özgür değildik, adalet bizden uzaktı, demokrasi yoktu ve karanlıkta bizi sunağa yatırdılar. kadın-erkek dediler bizi bizden ayırdılar. Sonra sıra inançlarımıza geldi onu da çaldılar. Bizi bize yabancılaştırarak Hristiyan-Müslüman dediler, Şii dediler, Sünni dediler, Alevi dediler, Şafii dediler ve inançlarımızı çaldılar El Kaide yaptılar, El Nusra yaptılar, Hizbullah yaptılar, Taliban yaptılar, IŞİD, Ceyşül İslam yaptılar ve kendileri saklandılar bizi bizim devletlerimizle, zenginliklerimizle, beyinlerimizle, kültürümüzle, sözcüklerimizle ve inançlarımızla vurdular… ve buna dünyanın yeni düzeni dediler! Ama bu ezilen halkların kaderi olmayacak, değişecek mutlaka! Değil mi? Yeryüzü ezilen halkların olacak ve yeryüzü cenneti işte o zaman gerçekleşecek! Bu tarihin vadesidir, müjdesidir!

Men Tarebem

Dün paylaştığım Mehdiye’nin söylediği Mevlana’ya ait şiirdeki oynak, şen ve tareb havasını, şarkıyı dinleyenlerin ve fakat Farsça bilmeyenlerin tam olarak yaşayabilmeleri ve duyumsamları için, şiirin özgün halini Latin elifba ile veriyorum. Mevlana burada tareb olan şenlik, coşku ve dansı anlatmıyor, onun irfani anlamlarını vermekle kalmıyor aynı zamanda onu sözcükleri ve şiiri ile icra ediyor. Mevlana gazellerinde sıkça rastalanan bu icra mucize değilse erişilmesi hemen hemen imkansız olan bir ustalık eseridir. (h.h.)

men tarebem tareb menem, zohre zened nevayé men – éşq miyâne aşéqan şivé koned berayé men

ah ké ruz dîr şod, ahuyé lotf şîr şod – délber-o yâr sîr şod ez soxen-o doayé men

yâr béreft-o mand dél, şeb hemé şeb der âb-o gél – telx-o xomar mitepem tâ be sebuh vâyé men

behré xoda saqiya an qadehé şégérf ra – ber kefé pîré men bénéh ez ceheté rézâye men

saqiy-é ademi koşem ger békoşed mera xoşem —  rah boved atâye u, ruh boved sexâyé men

bâdé toi sebu menem, âb toi-o cu menem – mest miyâné ku menem, saqiyé men seqâyé men