Bugün Brüksel’de yılın ilk karı yağdı. Lapa lapa. Krismese hazırlık! Brüksel’in biraz dışında, Waterloo’da bir fotoğraf sergisi vardı: Serge Anton’a ait kişisel bir sergi (http://www.serge-anton.com/). Kara bürünmüş ağaçların her iki koldan sardığı caddeleri geçip vardık. Dışarıdaki soğuk havadan içerdeki sıcak havaya! Serge güler yüzle karşıladı. Kızım Bahar tanıştırdı bizi (oğlum Ali’yi ve beni) Ali fotografla uğraşıyor yıllardır. Konuştular. Konuştuk. İngilizce. Kızım zor yanları ona Fransızca olarak aktardı… Sergiyi geride bırakıp çıktığımızda “İstanbul’da görüşmek üzere” dedim… gülüştük. Bir kez gelmiş İstanbul’a… Kapıdan çıktığımdan beri o fotografların etkisindeyim… bazıları daha derinden etkiledi…
seni düşündüğümde her defasında düğmelerimden biri gevşer koynumun çöküşünü bir kuşak ertelerim ve şiirlerime sığmayan bir şeyler nabzıma eklenir yeter ki seni adınla çağırayım görürsün kekemelik en sevdalı dildir ve dudaklarımın titreyişi nasıl dünyayı haşiyeye çeker
seni seviyorum boğazımda sıkışıp kalan bütün sözcüklerle ve senin için şiir olan bütün hüzünlü hecelerle yüksek sesle seni seviyorum fısıltılarla seni seviyorum seni seviyorum ve seni istemek bende bir cenin olur ne düşer ne doğar!
benim takvim yaşım sizin ne işinize yarar nüfus cüzdanım sahteyken? uzunluğu yaşamımın benim yüzyıllarladır eni bildiğim kadar kadınım öyleyse yalnızım yalnızım, öyleyse kendimle ana dilinde konuşurum kendi kendimle konuşurum öyleyse deli diye kış ocaklarının odunuyum ve yandım yandım yandım demekten başka başka bir söz bilmem çocuklarım kuşaklar boyu ya Habil’in onu tamamlayan yarısıydılar ya Kabil’e uyanlar ben onların yanında defalarca ölümün dişleri altında duyumsardım ve yaşam sürüp giderdi düşün gölgesinde uyanırdım ve aşk sürüp giderdi duvarların derzini kapatırdım ve hapis sürüp giderdi toplu mezarları deşerdim ve ateşlenen yüzlerce kurşun sürüp giderdi sürüp giderdi eril sözcüklerle dolayım diye yüzyıllar yüzyıllar boyunca sessizliğim içinde bana dayatılan her şey! benim takvim yaşım sizin ne işinize yarar?
Halk neyi sahiplenirse gericiler ona saldırır! Kimi severse onu öldürür, onu lanetler, neyi severse onun kökünü kazımaya yeltenir. Zira gericiler, dünyanın her tarafında, halkın hiç bir nedenle onların planlamadıkları toplanmalarına, gösterilerine, hatta toplu şarkı söylemelerine katalanamazlar. Onlar her fırsatta en iyi bildikleri şeyi yani zorbalığı ve kaba kuvveti devreye sokarlar! Zira onlar tarihsel olarak korkaklar!
Genç sanatçı Morteza Paşai, bir seneden beri yakalandığı kansere karşı verdiği mücadeleyi noktaladı ve sabaha karşı saat 03’da, daha 30 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Durumunun kritik olduğunu duyan sanatçılar ve her kesimden halk ve özellikle de gençler Morteza’nın yattığı Tahran’daki hastanenin önüne toplandır. Onun adını yanan mumlarla yazarak ve onun sevdiği ve İslam cumhuriyeti devletinin ilk çıktığında yasakladığı şarkıyı birlikte söylediler. Sanatçının ölüm hanerinin ardından İran’ın hemen hemen bütün şehirlerinde (İsfahan, Şiraz, Gorgan, Meşhed, Tebriz, Reyşehr, Hamadan, Buşehr ve…), onbinleri bulan halk büyük üzüntü ve saygıyla sevdikleri santaçıyı onun şarkılarını birikte şehir meydanlarında topluca söyleyerek yücelttiler, andılar. Tahran’da onlarca meydan ve merkezde büyük halk toplulukları saatlerce gözyaşıyla Morteza’nın şarkılarını söylediler. Söylendiğine göre Devrim muhafızları birkaç topluluğa mudahele etmiş ve Su ve Ateş parkında gözyaşartıcı gaz kullanmış.
yine bakışlarınla, kalbimi alt üst oldu
yine kalbimin sınıfında, aşk dersi başladı
yürek yine alt üst oldu
sen bütün sadeliğinle sözlerini söylüyorsun
sana aşık kalırım diyorsun, bu son aşksın sen diyorum
sözünü söylüyorsun…
biliyorsun bugünler halim her günden daha kötü
biliyorsun kime rastlasam benim sade kalbimi kırıp geçti
yanımdan ayrılmayacağına söz ver
benim için aşk artık tek yönlü bir caddedir
gidersen ölürüm, bu son kezdir
kafesteki uçuşa döndüm, soluksuz kaldım
bu dünyada kendimsiz yalnız kaldım
doğrusunu söyle bu bir oyundur
yoksa senin söylediklerin de başaklarının gibi yalan mı?
sahne dekoru, oyundu?…
gözyaşımı üzüncümü azalt, dur duraksız bakışlarınla
yine sevdalandır beni, gözyaşımı üzüncümü azalt
kalbimin bahanesi var, sevdalı sözleri var
başka yolu yok, başını senin omuzlarına koymaktan başka
biliyorsun bugünler halim hergünden daha kötü
biliyorsun kime rastlasam benim sade kalbimi kırıp geçti
…
Ayrılık (Nadir’in Simin’den Ayrılışı) filminin Oskar ödüllü yönetmeni Asger Ferhadi klipte özetle şunu diyor: “Ne hissedebilirim ki! Ölüm haberini bu sabah saat 10 civarında babasından öğrendim. Milyonlarca insan Morteza yaşasın diye dua etti… o da yaşadı. Ölümsüzlük bu işte görüyorsunuz. İran’ın bütün şehirlerinden, yurtdışından bile onu sevenler geliyor son yolculuğuna uğurlamak için!”
İsfahan’da gericilerin silahlı ordusu Devrim Muhafızları halkın sevdikleri sanatçı için yaktığı mumları tekmeleyerek söndürüp halkı zorla dağılmaya mecbur ettiler:
Kalp şeklinde yakılan mumların ortasında “Morteza” yazılı!
Devletler halklarından korkuyorlarsa ve halklar devletlerinden duydukları korkuyu üzerilerinden atmışlarsa ve devletlerine olan güveni yitirmişlerse son durağa yaklaşılmıştır demektir! Uluslararası sermaye bütün gizli servisleri, teknoloji ve kolluk kuvvetleri örgütlenmeleri ile iyi koku alır. Bütün dünyada, geri kalkmış ve demokrasiden nasibini almamış ülkeleri saymazsak, özellikle Amerika ve Avrupa’da (İtalya, İskoçya, İspanya, Almanya, İngiltere, Yunanistan, Belçika ve…) polis sebepli sebepsiz çok geniş çaplı ve çok derin bir öfke ve acımasızlıkla halka saldırıyor. Bu saldırılar halka gözdağı vermek için olabilir. Ancak öyle görünüyor ki daha çok bir provaya benziyor! Neyin provası? Halk ayaklanırsa sermaye düzenini nasıl halktan korumalı olayının provası! Bugünlerde Avrupa’da yüz binlerin yürümesi sermaye düzenin patronlarının yüreğine derin bir korku düşürmüş olmalı! Demek ki işsizlikten, pahalılıktan, yoksulluktan ve acımasız sömürüden gına gelen çalışan halk soru sormak için ayağa kalkma evresine yaklaşmıştır. Modern sanayi ülke halkları haklarını almaya kalkarlarsa, haklarından mahrum olduklarından bile habersiz geri kalmış öteki ülkelerin halkalarına da gün doğar!
Youtube’da “Polis brutality” yazınca bir sürü örnek çıkıveriyor karşımıza!
Bir ananın çocuğuna sarılmış gibi sarıldığı, ona ağlar gibi ağladığı ve insan olanın yüreğini dağladığı bir anın manzarası! Bütün istediği çok basit: Ağacımı kesmeyin!