sonra şakayıklar ektin avuçlarımıza tek tek
susam serptin avuçlarımıza
kuşları çağırdın
ben deliliğe vurdum senin dişlerinde…

(şiir ve fotoğraf: h.h.)
sonra şakayıklar ektin avuçlarımıza tek tek
susam serptin avuçlarımıza
kuşları çağırdın
ben deliliğe vurdum senin dişlerinde…

(şiir ve fotoğraf: h.h.)

Okumaya devam et “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun!”
Ahmed Şamlu yakında yayımlanıyor:

üç yüz kızıl gül, biri Nasrani
kesilen başla mı korkutuyorsun bizi?
biz şayet kesik baştan korksaydık
aşıklar mahfilinde raks etmezdik
aşıklar mahfilinde ne hoştur raks etmek
afiyet sofrasından yüz çevirmek
elde kendi kesik başını taşımak
tek tek sokaklarda gezmek

Genç şair Eşref Feyaz’ın idamı dünyanın itirazları üzerine karanlık dünyanın bekçileri tarafından uygulanmadı ancak 8 sene hapis ve 800 kırbaç darbesine çevrildi. Elleri kırılsın bu zulmü reva görenlerin!
Daha fazla bilgi için TIKALYIN!
Yeniden okunması için!
Bu yazıyı, Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi’nin “Geleceğin Edebiyatı” dosyası çerçevesinde yazdım ve Dergi’nin Kasım-Aralık 2013 sayısında yayımlandı.
1- Hiç kuşku yok ki büyük çürümüşlük dönemini yaşamaktayız. Dünyanın tümünü içine alan istinasız bir çürümüşlük! Nedir çürüyen? Nedir çürüten? Dönemimizin en önemli belirleyen özelliği nedir? Bugün dünyamız sermaye düzeninin yasalarına göre yöneltilmekte. Bu düzenin temeli ise kâra endeksli üretim ve tüketim ilişkisine dayanmakta. Bu düzene egemen olanlar, sistemin sonsuza kadar devam edeceği düşüncesini insanlar arasında yaymaya çalışırken aslında sonsuza kadar var olanın inandıkları tanrı olduğunu da bildirdiklerine göre sermaye düzenine, kâr amaçlı üretim ve tüketime tanrısal fakat aynı zamanda sanrısal bir renk vermek istemekteler. İnsanlar, hangi sınıftan olurlarsa olsunlar bu yasaların buyruklarıyla yaşamaktalar. Hiçbir şey, ama hiçbir şey bu düzenin dışında değildir. Ekmek, eğitim, sağlık, bilgilenme, teknoloji, din, aşk, şeref, namus, isyan, ahlak, öfke, edebiyat, sanat ve aklımıza gelen her şey bu düzenin, bu çarkın…
View original post 1.590 kelime daha
Etrafa bakınırken sevgili Uluer’in eski bir yazısına rastladım. Başlık özellikle ilgimi çekti; benim dişil dil bakışımla kesiştiği için. Sınıfsız toplumda cinsiyetsiz dil evresine gelmeden önce sınıfsal insan topluluğunun eril dil evresinden (şimdiki evre) dişil dil evresine, oradan hermafrodit dil evresinden geçeceği düşüncelerimi kastediyorum! Sizinle paylaşmayı uygun buldum!
[Yazının bütününü okumak için alttaki linki tıklayın lütfen!]
Uluer’in sayfasına ulaşmak için fotoğrafı tıklayın lütfen!
sessizim
sessiz gözyaşlarımsın
boy veren hayıflanmalarım her sabah vakti
geceler senin şarkılarınla çöker
şarap senin dudaklarınla esrik
bir de o masum öfkelerin
o zamansız küskünlüğün!
işte bundandır şiir yazmayalı yıllar oldu!
odamda gülüşlerine karışan el çırpmaların yoktur diye
kış bitmez
deli bakışların yoktur diye
sobada köz kalmaz
ne zaman boş bir sıra görsem
şehrin güz parklarında bir yerde
içim üşümesin diye
ikimizin olan ağıtları yakarım
o tenha adaya götürsün diye
kargaların tünediği o ağaca…
o ağacın altındaki masa
şarkılarımızı unutmaz!
belleğinde çay bardağındaki rakı tazelenir
yakamozlu dalgaları dinler!
sonra bir şiir yazarım belki!
(h.h.)
Türkiye, ekin ve yazın dünyası büyük ustasını yitirdi. Tahsin Yücel’in aydınlığı karanlıklara karşı sürekli ışıldayacak. Başımız sağ olsun!
