



“nehirlere karışan zehirli atıklar gibi
ağır ağır akarak kanıma karışmakta
yokluğun!”
Türkçe şiirin büyük şairi küçük İskender’in kaybının hüznünü yaşıyoruz! Şiirin başı sağ olsun!

kalabalıktık hep bu masada
sen, ben, kadeh, kül tablası bir de ölüm
gülüşlerin de uğrardı ara ara masamıza
View original post 88 kelime daha
1886 yılının 1 Mayıs günü Haymarket’te “günde 8 saat” mücadelesi yürüttükleri için idam edilen anarşist işçilerden bu yana, işçilerle patronlar arasındaki kavganın simgesi haline gelmiştir.
1 Mayıs için Türkçede ilk şiiri bir kadın şair olan Yaşar Nezihe yazmıştır.
İşte 1880-1971 yılları arasında yaşayan Yaşar Nezihe (Bükülmez)’in yazdığı şiir:
1 MAYIS
Ey işçi…
Bugün hür yaşamak hakkı seninken
Patronlar o hakkı senin almışlar elinden.
Sa’yınla edersin de “tufeyli”leri zengin
kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin?
Rahat yaşıyor, işçi onun emrine münkâd;
lakin seni fakr etmede günden güne berbâd.
Okumaya devam et “1 Mayıs için Türkçede ilk şiiri bir kadın şair yazmıştır”

Biz Furuğ’un kendi şiirini okuyan sesiyle dolan bu loş karanlık salona niçin geldik?
Onun şiirlerini duymak için mi geldik? Hayır! Bu şiirleri biz yüzlerce kez dinlemişiz… İki siyah duvar arasında ve siyah tavan altında kara-kırmızı bir sahnede, sonradan teneşir olduğunu anlayacağımız beyaz masayı, sağ köşede konuşlanan daha küçük siyah sandığı ve onun yanında duran siyah kovayı görmek için mi? Teneşirin çift yansıması gibi duran iki parlak beyaz levhaya öykünen asılı iki paralel parıltının gecenin karanlığını yarar gibi siyah tavanı yaran ve bu dipsiz karanlığın sonsuza kadar uzandığı yanılgısını yaratan düzeneğini mı? O iki parlak levhanın yerdeki izdüşümünün bize doğru genişleyerek uzanan iki siyah gölgeye dalmak için mi? Hayır! Biz kendi gölgemizi kaybetmiş olarak bu karanlık salona gelmişiz.
Furuğ ölümüyle bizi şüpheye düşürmüştür. Diğer ölümlere benzemeyen bu ölümle, yaşamla ölüm arasındaki geçiş yolunun keskinliği, geçiş kapısının kuşkusuzluğu kaybolmuştur. Onun bütün hayallerini ve hayaletlerini taşıdığı başı bir anın kısa bir kesitinde Tahran’ın bir caddesinin refüjüne çarpınca bu keskinlik ve kuşkusuzluk kaybolmuştur. Yaşam ölüme evrilirken, ölüm yeniden bir yaşamı ortaya çıkarmıştır. Furuğ susmuş ancak bizdeki Furuğ daha yeni dil açmaya başlamıştır. Onu lanetleyenler, Okumaya devam et “Berzahın oyunu: Yaralarım Aşktandır…”
Geçenlerde Afgan aydın bir gazetecinin İran’ın eski Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejad hakkında yazdığı yazı dikkatimi çekti. Bilindiği üzere Ahmedi Nejad 2005-2013 tarihleri arasında İran’da Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. İkinci oturuşu çok açık seçim hileleri ve sandıklara devletin tepesindeki zatın el koymasıyla çoğunluğu almış olan aday yok sayılarak bu makama getirilmiş, adından halk sokaklara dökülmüş, yüzlerce insan öldürülmüş, işkence edilmiş ancak seçimin ilan edilen hileli soncu değişmemiştir. 24 Ekim 2017 tarihinde İran yüksek mahkemesinin Ahmedi Nejad’ın bir defada 1 milyar 320 milyon dolar tutarında bir yolsuzluk yaptığı ve onun yandaşlarının yolsuzlukları ve halkın serveti olan “Beytül-mal”dan trilyonlar dolara varan hırsızlıkları ve yurt dışına servet kaçırmaları söz konusu edilmiştir. Örneğin dendiğine göre (haber Eylül 2013’e ait) Ahmedi Nejad görevinin son gününde devletin kasasından tam 50 milyon dolar çekmiştir! Eh! Demokrasinin olmadığı yerde din adına hırsızlık da “kabul” edilir sayılmasa da cık çıkaranın gırtlağı sıkılınca kişiler değişse de durum değişmez. Nitekim şimdiki Cumhurbaşkanı Rohani döneminde Amerika devleti İran’dan kaçırılarak o ülkenin bankalarına yatırılan 124 milyar dolara el koymuştur… Kanada’ya kaçırılan milyarları saymazsak bile rakamlar korkunçtur! Gerçi Ahmedi Nejad da bir mektupla en büyük yolsuzlukların kaynağı İran yargı erkinin tepesindekilerdir, demiştir. Neyse. Hikâye uzundur. Biz o Afgan gazetecinin bu ilginç makalesini okuyalım:
Okumaya devam et “Küçük insanların gölgelerinin büyüdüğü ülkeler!”
İlk çevrimi 1980 yılında, İran’da Şiraz Üniversitesi Çocuk Hastalıkları’nda uzmanlık eğitimimi yaparken Hafız Hastanesi’nin hasta anamnez kağıtlarında başladım. Sonra araya yıllar girince unutuldu gitti. Bu yıl Mart ayında yeniden çevirmeye karar verdim. Eski notlarımı düzenlerken unutmuş olduğum bu çeviriyi bulduğumda pek sevindim. Çeviri tonu ve sözcükler hemen hemen aynıdır… ufak tefek farklılıklar var tabii…
Destan’ın Farsça çevirisi bütünüyle Nazım’ın yazdığı Önsöz, Zeyl ve eklemeleriyle olan tam çevirisi yakında Mehri Publication tarafından yayımlanacak.


İran’ın sinema ve tiyatro dünyasının tartışmasız ustalarından Cemşid Meşayéxi hayatını kaybetti. 27 Kasım 1934 yılında Tahran’da dünyaya geldi. İlk kez 1963 yılında Hejir Dariyuş’un yönettiği Yılan Kabuğu adlı filmde rol aldı. Bir yıl sonra İbrahim Golestan’ın yönettiği Kerpiç ve Ayna’da oynayan sanatçının İran sinemasındaki ona özgü yerini sonsuza kadar Mesut Kimiyai’nin yönettiği Saray adlı filmdeki Han Dai rolüyle olmuştur. Fecr Film Festivali, 6. Ölümsüz Çehreler kapsamında İran sanat dünyasının ölümsüz çehresi olarak seçilen Cemşit Meşayéxi 1996 yılında Paris’te elli yıl sanatsal faaliyetinden dolayı takdir edilmiştir. Devrim öncesinde Dariyuş Mehrcui (İnek), Behmen Fermanara (Şazde İhticap), Ali Hatemi (Sahipkıran Sultanı) ve Nasır Takvai (İlenç) gibi önemli yönetmenlerin filmlerinde rol aldı. Devrim sonrasında Kasımpatı ve Kemalülmülk adlı filmlerdeki oyunlarıyla 1984 yılında İran sinemasının prestij ödülü olan Billür Simurg ödülünü kazanmıştır. Onlarca tiyatro oyunu ve sinema filmi ve TV dizisinde ölümsüz roller ifa eden Meşayéxi Tahran’da hastalığı nedeniyle bulunduğu hastanede kalp krizi sonucu 2 Nisan 2019 tarihinde 85 yaşında hayata gözlerini yumdu.


Furuğ Ferruhzad’ın öykülerini, söyleşilerini, gezi notlarını, edebiyat üzerine yazdığı makaleleri, Furuğ’u yakından ilgilendiren kimi anıları ve onu tanıtan makaleleri içeren, uzun zamandan beri üzerinde çalıştığım araştırma-çeviri-derleme kitabım nihayet raflarda yerini aldı… sevincime ortak olmanızı arzuladım!

İran’da çok tuhaf şeyler olmaya başladı… Aslında pek de tuhaf değil! Ama yine de insan şaşırmadan edemiyor! Birkaç ay önce Dolar aniden 3400 Tuman’dan 14000 Tuman’a yükseldi (Mollalardan önce dolar 7 Tuman’dı)… Dünya sermayesinin buyruğu doğrultusunda yaşamın bütün alanlarında fiyatlar fırladı, aldı başını gitti. İşsizlik tavan yaptı… Özellikle de yaklaşık son 5-6 yılda bankaların içi boşaltıldı (Milyar avrolarla ölçülen, örneğin Saderat Bankası genel müdürü Haveri’nin bir defada 1 milyar dolar yolsuzluğu gibi), petrol geliri iç edildi (trilyon dolarla ölçülüyor… örneğin: Babek Zencani yolsuzluğu, hırsızlığı gibi, resmi ağızların bildirdiği rakam 2.900.000.000.000 dolar!!!), bütün madenler, şirketler, değerli kuruluşlar özelleşti, özelleşen kurum ve kuruluşlar nedense iflas etti ya da çalıştırılmadı, daha uzun zamandan beri uygulanan siyasetler neticesinde tarım yok edildi, hayvancılık yok edildi, sanayi üretim neredeyse sıfırlandı, gazete ve dergiler kapatıldı, düşünenler ve sözü olanlar hapsedildi, bir düşüncenin dışındaki düşünce kuruluşları baskılandı, dinci bağnazlık silahlı çeteleriyle vatandaşa hayatı dar etti, ırmaklar kurudu, göller kurudu, beyin göçü had safhada, uyuşturucu kaçakçılığı ayyuka çıktı, fuhuş yaşı 10-11’e indi… ve benzeri durumlar! Bu feci ortam 45 yıllık din devleti sonucunda oluştu… bir kişi ve bir düşüncenin egemenliği sonucunda!