Bir Yaradılışın Öyküsüdür!

Tarihe bir not olsun diye yazdım bu kısa öyküyü… yıllar önce!

Haşim Hüsrevşahi adlı kullanıcının avatarı

Yıllar önce yazdığım bir kısa öykü! (h.h.)

 

“Sana mürtet oluyorum, sana ulaşmanın tadına yeniden varayım diye!”

Tebriz’li Şems

Seni ilk ne zaman gördüm bilmiyorum, unutmuşum, 1976 mıydı?  Hayır o ilk zamandı. Zamanın başlangıcı ve sen ilk kadındın, başlangıcın kadını. Hayat da oradan başlıyordu. Bunu sonra fark ettim. Sen: “Bu bizim Tebriz, Petersburg’un ikiz kardeşidir!” demiştin. Şehrin ortasından geçen Kuru Çay üzerindeki Taş Köprü’nün korkuluğuna dayanmıştın. Bir Mayıs gecesiydi. Yüzünde ay ışığı nereden başlıyor nerede bitiyor, kestiremiyordum. Gülmüştüm ve ilk zamanın mutlak karanlığı kalkmıştı ve yaradılışımın altı günü başlamıştı. “Ne?” diye sorunca gülmüştün. O gün Tebriz ayaklanmış, biz ölümden kaçmış, birkaç cop darbesiyle kurtulmuştuk. Bayraklarımız da yırtılmıştı. Köprübaşına ben geç kalmıştım. Sen: “Nerdeydin deli oğlan merak ettim.” demiştin ve elimden sıkıca tutmuştun. Sanki bıraksan Erk Meydanı’ndaki bütün güvercinler oradan uçuvereceklerdi.

View original post 705 kelime daha

diri öldüm

öldüm

ama kalbim hala atıyordu

dilim tutulmuştu

ama bir ses yankılanıyordu içinde

kördüm

ama içimdeki göz görüyordu dışarıyı

kımıltısızdım

ama kıvrak düşler götürdü beni kilometrelerce uzağa

öldüm

ama diri diri…

İngilizceden çeviri: h.h.

Harriet Anena - Wikipedia
Şiir: Harriet Anena (Uganda)
Genç Ugandalı şair Harriet: bir performans
Harriet Anena kendini anlatıyor…

Adalet benim!

Gita’dan pasajlar

Goswani Tulsidas: (1532-1623)

Sri Krishna’dan Arjuna’ya[1]

Arjuna

Adalet benim: duru ve yansız [2]

Yaratıklar doğar ve yaratıklar kaybolur gider

Ben, sadece ben gerçeğim Arjuna,

Derinlerden, keyifle izleyerek

Tüm yaratıkların gözlerinin içinde.

Benim tüm bilgilerin amacı

Dünyanın babası, annesi dünyanın

Her şeyin kaynağı, tüm arın olmayanların

Ve arın olanların, kutsal olanların ve dehşetin.

Okumaya devam et “Adalet benim!”

Furuğ: günümüz şiiri!

Günümüz şairinin aşk meselesine bakışı yüzde yüz hizipçidir. Günümüz şiirinde aşk, biraz temenna, azıcık ah vah ve nihayet birkaç kelimede de her şeyin sonu olan vuslattan ibarettir. Hâlbuki her şeyin başlangıcı olabilir. Aşk yeni düşünsel ve duyumsal dünyalara, fikirlere, ufuklara bir delik açmamıştır ve hâlâ insani kalıplarından ayırdığınızda bomboş imgelerden başka bir şey olmayan göz, kaş, güzel baldır bacak düzeyinde seyrediyor. Günümüz şiiri, genel bir kuşağı; taşların, bitkilerin ve doğanın aşkını, aylak kadınların ve pis kokulu sokakların ve yalın ayakların aşkını ve iki insanın aşkını unutmuştur ve yaşamın hüzün dolu güzelliklerine dikkat etmemekte.

Günümüz şiirini sadece olumsuz yönleriyle asil ve başarılı şiir olarak kabul etmek mümkündür. Düşünsel ve ruhsal avarelikler, mutlak güvensizlik ve inançsızlık, ümitsizlik ve kuşku, şiirin kalbini fethetmiş olan kavramlardır ve şair, bizim kuşağımızın en umumi derdi olan onmaz inzivasından, melankoliyalarını kâğıt üzerinde çizmekte ve sadece bu yoldandır ki şiir zaman zaman yücelme ve özel bir parıltı göstermekte.

Günümüz şiirinde epik içeriklerin de yeri görünüyor. Bu alanda sunulan -örneğin Kesari Bey’in Okçu Areş şiiri örnek olarak gösterilebilir- kendi doğuşu için şerefli kandan, gururdan ve inançtan kaynaklanan bir epik eserden çok gevşek ve sölpük bir ninniye daha çok benzemekte.

Buna karşın günümüz şiiri büyük ölçüde kendisini asla şairane olamayacak fazlalıklardan kurtarmış, şiirin çekirdeği ve temel kavramına yaklaşmıştır. Günümüz şiiri artık vaaz, öğüt, yargı ve hikâye anlatımı aracı değil. Şiir, şiir yaratmaya yönelmiştir. Bu yoldaki başarısı çok naçiz olsa da artık enerjisini sapaklarda harcamamakta ve kendi ikliminin sınırlarını bilmekte, bu ise etkili ve takdire şayan bir adımdır. Bugünün Farsça şiirinin içeriğini bir kenara bırakırsak benim büyük eleştirim orada kullanılmakta olan dildir.

Günümüz şiirinin dili yalancı, tembel ve temkinlidir. Aktarma görevini üstlenmiş olan duyguların anlatımında kendi geniş olanaklarından yararlanmamakta. Günümüz şiirinin dilinin iki yönü var. Ya çok böbürlenen, fadılca ve geçmişin kurallarına bağlıdır ya da çok dağınık, başıboş ve sokak işidir. Genel bir çizgide benzer anlamları taşıya sözcükler ancak her biri başlı başına bağımsız anlamları ifade etmekteler. Günümüz şiirinde kullanılması sırasında bunlar, kulağa en güzel ve en hoş gelenin lehine kenara itilmekteler.

Günümüz şairi, sözcüğün güzelliğine dikkat ediyor, ifade ettiği anlama değil. “Alımlı” sözcüğünün yerine “güzel” sözcüğü asla kullanılamaz zira alımlı ve güzel eşit anlamlı olsaydı asla iki sözcük olarak ortaya çıkmazdı.

Günümüz şiiri yeni sözcüklere ihtiyacı var ve onları kendisinde yer etme cesareti bulmalıdır. Sözcüğün gerçek anlamını tanımak ve onu doğru bir biçimde kullanmakla günümüz şiir diline bir sıcaklık ve yeni bir hayat verilebilir ancak.

En kaba ve en çirkin sözcükler, kendilerine gereksinim duyulduğunda sırf daha önce şiirde kullanılmadıkları için bir kenara itilmemeli. Ne yazık ki günümüz şairi bunu yapmakta.

Füruğ Ferruhzad - Vikipedi

(Önce Ben Öleceğim, h.h., Totem Yayınları, 2019)

bir düş ki…

Ben de bir düş gördüm Zhaungzi! Yıllardır bu düşün içindeyim. Sen kelebeği gördükten sonra sorabildin; kelebek mi benim düşümdeydi yoksa ben mi onun düşünde, diye. Ben uyanırsam soracağım, hangi çiçek gördü beni düşünde sürükleyerek misk kokuları içine, hangi kuş gördü beni rüyasında gözlerini kapat diyerek şarkısının evine çağırıp, hangi ağaç gördü beni rüyasında dalları arasına alıp uyu diyerek, hangi dağ zirvesi?

Zhuangzi anlat bana… uyandığımı nasıl anlayacağım? Kimin rüyasında olduğumu nasıl anlayacağım? Yoksa anlamayı bırakmam mı gerek? Yoksa yaşam işte bu düştür deyip akmam mı gerek? Bir serçe var taraçamda şimdi, kaygılı sanki, acelesi var gibi bir yerlere kanat çırpmak için… Zhuangzi sisin sesi odama doluşuyor… bu düşte dün gece düşümde düş gördüm bir şahinin düşünde gördüğü tavşanın kalbi bomboştu korkudan… burnunda sadece yeşil bir esinti… “sen ilkin bir güzelin iki döşü arasında dalmışsın bu düşe, uyanırsan yaşamının sonudur,” dediler. Aaaah güneş ne kadar güzeldir Zhuangzi! Toprak ne kadar güzel!

(h.h.)

Chuang-tzu - Liberal Dictionary

 

tarçın ağaçları

güneş usulca iniyor derisi soyulmuş tarçın ağaçlarından
ırmak sözünü çakıllara bırakır
rüzgar çivit kokar çamaşır ipinde
gözlerin yolda hep bu şehirde…

ceylan yavrusu avcının elini görür kaçmaz
ceylan yavrusu öldürülmemiştir daha önce
düştüğü topraktan kalksa koşar
ömrümüz ateşi terk etmiş kara hindiba

toprağı küstüreli soframın tadı kaçmış
ben de geldim gördüm bu dünyayı
çıkınımda kala kala mavi bir hüzün senden
gerisi bahçemdeki arıların kanadında

(h.h.)

Tarçın ağacı | Toluna

bir cinayetin kehaneti: dudakların nerede?

Bir şair, yazar, düşünür nasıl öldürüldü?[1]

Bu yazıyı Mohammed Mohtari’nin doğum günü anısına yayınlıyorum

Şair ve yazar Mohammed Mohtari’nin oğlu Siyavoş Mohtari, babasının cesedini 9 Aralık’ta adli tıp morgunda tanıdı. Altı gün öncesinde bu şairin cansız bedenini, cebinde alış veriş kuponu ile Eminabad çöllerinde bulmuşlar. Enformasyon Bakanlığı’nın katillerinden Mehrdad Alihani, Mohtari’nin kaçırılıp öldürülmesini şöyle anlatıyor:
“30 Kasım 1998’de Enformasyon Bakanlığı çalışanlarından Musevi, Enformasyon Bakanı Dori Necefabadi’nin yanına gidiyor ve Dariyuş Fruher ve eşinin öldürüldükleri hakkında rapor veriyor. Ardından Musevi, Alihani’ye İran Yazarlar Birliği işinin bitirilmesini istiyor ve Birliğin işini en hızlı şekilde bitirilmesini önemle vurguluyor. Yazarlar Birliği’nin en önemli faal üyelerinden Huşeng Golşiri, Mohammed Mohtari, Mansur Kuşan, Ali Eşref Dervişiyan, Mohammed Ali Sepanlu, Mohammed Cafer Puyende ve ٍEmir Hasan Çehelten’e ait yedi dosya gündeme alınıyor. En önemliden başlanılmasına karar veriliyor.

Okumaya devam et “bir cinayetin kehaneti: dudakların nerede?”