bir cinayetin kehaneti: dudakların nerede?

Bir şair, yazar, düşünür nasıl öldürüldü?[1]

Bu yazıyı Mohammed Mohtari’nin doğum günü anısına yayınlıyorum

Şair ve yazar Mohammed Mohtari’nin oğlu Siyavoş Mohtari, babasının cesedini 9 Aralık’ta adli tıp morgunda tanıdı. Altı gün öncesinde bu şairin cansız bedenini, cebinde alış veriş kuponu ile Eminabad çöllerinde bulmuşlar. Enformasyon Bakanlığı’nın katillerinden Mehrdad Alihani, Mohtari’nin kaçırılıp öldürülmesini şöyle anlatıyor:
“30 Kasım 1998’de Enformasyon Bakanlığı çalışanlarından Musevi, Enformasyon Bakanı Dori Necefabadi’nin yanına gidiyor ve Dariyuş Fruher ve eşinin öldürüldükleri hakkında rapor veriyor. Ardından Musevi, Alihani’ye İran Yazarlar Birliği işinin bitirilmesini istiyor ve Birliğin işini en hızlı şekilde bitirilmesini önemle vurguluyor. Yazarlar Birliği’nin en önemli faal üyelerinden Huşeng Golşiri, Mohammed Mohtari, Mansur Kuşan, Ali Eşref Dervişiyan, Mohammed Ali Sepanlu, Mohammed Cafer Puyende ve ٍEmir Hasan Çehelten’e ait yedi dosya gündeme alınıyor. En önemliden başlanılmasına karar veriliyor.

Mohammed Mohtari’nin telefonu Bakanlığın Dariyuş takma adlı bir muhbiri tarafından elde ediliyor… saat 17 sularında Mohtari eşofmanla evinden çıkıyor, Afrika Caddesi’nde güneye doğru hareket ediyor. O saatte Nazeri namaz kılmak için bölgeyi terk etmişti. Bu nedenle hemen Nazeri’yi telefonla aradım ve hedefin göründüğünü bildirdim. Kendisinin ve Roşen’in bir an evvel mahalle gelmelerini istedim. Mohtari ikamet ettiği adresine yakın bir yerden alış veriş için dışarı çıkmıştı. Alış verişi yaklaşık 20 dakika sürdü. Eve dönmek isterken Ali ile Rıza da geldiler. Hosro’dan taksiyi bir köşede bekletmesini istedim. Rıza ve Ali yürüyerek Mohtari’nin peşine takıldılar. Hosro direksiyona geçti ve Afrika caddesinde kuzeye doğru hareket etti. Ben ön koltuktaydım. Evine bir sokak kala Ali ve Rıza onun önünü kestiler ve savcılık personeli görüntüsüyle onu arabaya bindirdiler… Binaya girdik. Aynı odada, önce ondan yere çökmesini istediler. Bütün işleri Roşen ve Nazeri yapıp bitirdiler. Çok profesyonel ve işe hakim bir şekilde yaptılar. Nazeri ipi odadaki dolaptan hızla çıkardı. Bir miktar beyaz bez aldı. Gözlerini ve ağzını kapattı. İpi boynuna doladı. Onu yüzü koyun yatırdı ve yaklaşık dört beş dakika ipi boynunda sıktı ve gerdi. Bu durumda Nazeri hedefin ağzını beyaz bir bezle kapatmıştı, kan yere damlamasın ve gürültünün önünü alsın diye. Bu ikisi, tırnakların durumundan işin bittiğine karar verdiler…. Efseriye Caddesi’nde Tahran Çimento Fabrikası’na giden sapa bir yolda… cenazeyi dışarı bıraktık.”
Mohammed Mohtari 3 Aralık günü bu şekilde seri cinayetler olarak bilinen İran İslam Cumhuriyeti Enformasyon Bakanlığı tarafından katledilmiştir.

Mohammed Mohtari 21 Nisan 1942 yılında Meşhed şehrinde dünyaya geldi. Aynı şehirde ilk, orta ve lise öğrenimini bitirdikten sonra Meşhed Üniversitesi’ne girdi ve 1969 yılında Fars Dil ve Edebiyatı dalında mümtaz öğrenci olarak mezun oldu. İlk şiirlerini aynı yıllarda Negin ve Firdevsi dergilerinde yayınladı. Aynı dönemde John Updike’ın “Gerçekçilik ve Uzun Öykü” adlı kitabını yayınladı. Mohtari 1973 yılında Şehname Vakfı ile işbirliğine başladı ve bir süre sonra bu vakfın Bilimsel Heyeti üyeliğine yükseldi. Bu işbirliğin meyvelerinden Siyavoş öyküsünün düzeltilmesi sayılır. Bu düzeltilmiş versiyon 1984 yılında Mohtari’nin adı olmadan yayınlandı. Mohtari 1976-1978 yıllarında Sendbad’ın Evhamı, Cehennem Kasideleri, Yaylanın Omzunda ve 57 Şiiri adlı toplu şiir kitaplarını yayınladı. 1978-1980 yılları arasında Dramatik Sanatlar Fakültesi’nde eğitim verdi. Ancak kültür devrimi nedeniyle 1980’de üniversitelerin kapatılması nedeniyle bu eğitim de sondalı. Mohtari 1982 yılında tutuklanıp hapse atıldı ve 1984’e kadar hapishanede kaldı. Ardından bütün devlet hizmetlerinden ihraç ve mahrum edildi. 1986 yılında Donyaye Sohan dergisinin editörler komitesi üyesi oldu. Tekapu ve diğer birkaç dergi ile işbirliği yaptı. 80’lerin sonunda İçsel Süslenme adlı eserini yayınladı.

İran İslam Cumhuriyeti lideri Seyid Ali Hamnei halka yaptığı konuşmalarının birinde Mohammed Mohtari ve Mohammed Cafer Puyende’nin öldürülmesi konusunda şöyle demiştir: “Mohammed Mohtari ve Mohammed Cafer Puyende, İsalm Cumhuriyeti’nin kendilerine hareket edecek kadar tanınmış yazarlar değillerdi.” Hamnei bu cinayetleri, dış güçlerin İslam Cumhuriyetine darbe vurma senaryoları olarak tanımlamıştır.

Mohammed’in oğlu Sohrab Mohtari o günleri şöyle anlatıyor: “Doksan sekiz sonbaharı günlerinde çok kaygılanıyordum. Peş peşe cereyan eden olayları anlamakta zorlanıyordum. Ama çok kötü olaylar olduğunu hissediyordum. Ekim ayının başlarıydı. Mutfağa gitmek için odamdan çıktım. Odasının önünden geçerken beni çağırdı. Her gün gelen Selam Gazetesi elindeydi. Bir sayfasını açtı ve bana gösterdi: bir adam 9 yaşındaki çocuğuyla evinde öldürülmüştü. Hamid Hacizade ve oğlu Karun. Kesik kesik konuşuyordu. Ben şaşkınlık için Karun’u düşünüyordum. Kısa bir süre sonra Devrim Mahkemeleri’nden genç bir adam ona celp getirdi. Buna benzer celpler İran Yazarlar Birliği’nin bazı üyelerine de gönderilmişti. Müracaat ettiğinde haklarında dosya düzenlendiğini anladı. Mahkemeye gittiği gün, arkadaşlarının birinden eve gelmesini istemişti, ben okuldan dönünce yalnız olmayayım diye. Eve gelince bana şaka yollu, baban bir daha gelmeyecek, dedi. Çok korktum. Sustum ve odama geçtim. Kasım ayının sonlarına doğru şair Hamid Mosaddık öldü. Mecid Şerif’in cenazesi caddede bulundu. Pervane ve Dariyuş Fruher evlerinde öldürüldüler. Bu ölümlerin açıklanması, cenazelerin taşınması ve baş sağlığı için düzenlenen taziye meclislerine ait notları gözlerimin önünden geçiyordu. Sonra gelir, hepsini okuduğumdan habersiz gülümser, oturur film izler, konuşurduk. Bir gün kan basıncı öyle yükseldi ki yürümekte zorlandı.”

Sohrab babasıyla son görüşmesi ve babasının kaybolduğu günlere ait kaygıları hakkında şöyle yazar: “3 Aralık Perşembe günü günbatımına yakındı. Ben de bir arkadaşımın doğum günü için gitmiştim. Gece dönünce eve dönmemişti daha. Odasına gittim. Üç günden beri not almamıştı. Masasının üzerinde bir sıra kitap vardı. Oda da çepeçevre sadece kitaptı. Bir hafta boyunca kardeşim her yere baş vurdu ama ondan eser bulamadık. O hafta bir gün komşumuz olan iki arkadaş evin avlusunda duruyorduk. Birisi “Babandan haber yok mu?” diye sordu. “Öldürülmüş!” dedim. Birkaç yaş büyük olan diğeri sesini yükseltti, neden saçmalıyorum diye. Sonra da soruyu soran genç olana bakarak, “Haber yok daha,” dedi. Yalandan, dün gece radyodan duydum, dedim. Göz süzerek bakındılar ama üzerinde durmadılar. 10 Aralık Perşembe günü Huşeng Golşiri eve telefon etti. Telefonu annem açtı. Ağabeyim babamın cesedini morgda tanımıştı. Evimiz feryat figanla doldu taştı. Koltukta oturuyordum. Önce başımı eğip ellerimin arasına aldım. Daha sonra kalkıp babamın odasına gittim.”

Yukarıdaki kayıtta Mohammed Mohtari aşağıda çevirisni verdiğim kendi şiirini okuyor:

öyleyse dudağının neresi özgür kılar beni?

kimse durmamış orada ya da burada
öyleyse dudağının neresi özgür kılar beni?

hiçbir yerden iki nokta göze kadar
ki yeri değiştirilmiş
ama kendini öylece acısına sürükleyen
uzun gölgemi görür.

kuzey güneye uzanan mor bir kavistir
bulutta ve martıda
bir dalga yok olur giderek
ve güneş, değişen tek şeydir

dudakların nerede?
gündüzün sesi uzundur ama kısadır dünya
cümlenin bitmesine tam da bir sözcük kalmış
ve ne kadar dinlersem da sadece
kendi suskumu süslerim.

ve dama dayanmış güneş ıslığını çalar
arkadaki köprüler yıkılmış
ve karşıda dünyanın külü olan kumlar var
için gölgesinde uzayan günbatımı yer etmiş rahat
ve dize varan gece kısaltır dayancı
nasıldır dudakların?
ki çıplaklığın patlayışı sessiz dur duraksızlıkta taşlaşır

kutup havası sanki
havı kaçmış İran halısıdır
bir işaret yoktur
bakıyorum
şayet sadece o sözcük geçmiş olsaydı
bir göz kırpmada yol geçilirdi
çocuk dönerdi haylazlığa kadar
ve dört yolda kolunu senin boynuna dolardı

dudakların nerede?
ki bekliyor toprak!

Mohammed Mohtari’den başka bir şiir:

saç

saç dolayayım çevresine ve
dolasın çevreme
dağılsın mırıltı tenimin hücrelerinde zerre zerresinde toprağının
yapıştırsın kulaklarına
bazen bir yıldız alayım sudan
bazen bir ada
kendi kayalıklarını tartsın
gırtlağımdan çıkan sözcüklerin ağırlığıyla
işte o zaman dudaklarımı geceye yapıştırayım ve haykırayım
çatlasın bu karanlığın derinliği ve fışkırsın fıskiyeler diye
yeryüzünün dayanma noktalarını saçsın ve ışısın boşluğa
yıkansın
uzun zamandan beri
kanlı çöplere yan düşmüş
bu kaygan gölge
ve gövde dışarı fırlasın bütün yakalardan
ruhun gezegenleri ötelere varsın ve gözbebekleri
kavrulsun
cihanın raksi senin endamının eğilimini öğrensin
güzellik gömleğinin işaretlerinden çıkagelsin
taşa otursun ve
taş
mağaranın sonundan
yaklaşsın
yeni yüzünü kavrasın diye…

(Farsçadan çeviren: h.h.)

[1] https://tavaana.org/fa/Mohammad_Mokhtari

VCASMO - صدای محمد مختاری؛شعر،یک آرمانشهر است

Hepsi içinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s