21 Mart Dünya Şiir Günü nedeniyle Türkiye Yazarlar Sendikası düzenliyor:
Bugün saat 19:00’da Çevirimiçi
Zoom buluşması #türkiyeyazarlarsendikası
Katılımınız beklenir!
https://zoom.us/j/98149431500…
Katılım ID: 981 4943 1500
Giriş kodu: 167451
21 Mart Dünya Şiir Günü nedeniyle Türkiye Yazarlar Sendikası düzenliyor:
Bugün saat 19:00’da Çevirimiçi
Zoom buluşması #türkiyeyazarlarsendikası
Katılımınız beklenir!
https://zoom.us/j/98149431500…
Katılım ID: 981 4943 1500
Giriş kodu: 167451

Temmuz 2012’de İranlı sinema oyuncusu Golşifte Ferahani’nin çıplak fotoğraflarının önce Fransız gazetesi Le Figaro’nun internet sitesinde ve daha sonra da birçok sosyal medya mecralarında yayınlanınca İran’da ve dışarıda büyük yankılara ve geniş tartışmalara yol açtı. Ferahani 2008 yılında Leonarda DiCaprio ile rol aldığı Yalanların Bedeni (Yalanlar) adlı filmde kısa süreyle tek memesini gösterdiği için İran’a girişi yasaklanmıştı. Golşifte kadınlara karşı uygulanan cinsiyetçi tutumları protesto için Jean B. Monidno’nun “Bedenler ve Ruhlar” adlı çalışmasına katılmış ve çıplak pozlar vermişti.
محمود دلقک
کار و بارم اینه
هر صبح آسومونو رنگ می زنم
وقتی همتون خوابین
بیدار که می شین می بینین آسمون آبیه
ـــ
یه وقتهایی دریا جِر می خوره
نمی دونین کی می دوزدش؛
من می دوزم
ـــ
گاهی وقتهایی دستتون میندازم
اون هم وظیفه منه؛
یه سر فکر می کنم تو سرم
یه معده فکر می کنم تو معده م
یه پا فکر می کنم تو پام
نمی دونم چه غلطی بکنم
ـــ
شعر از اورهان ولی
ترجمه ار تورکی: هاشم خسروشاهی
DALGACI MAHMUT
İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah.
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.
Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;
Bir baş düşünürüm başımda,
Bir mide düşünürüm midemde,
Bir ayak düşünürüm ayağımda,
Ne haltedeceğimi bilemem
Roşenfekr Dergisi’nin[1] Ev Karadır filmi üzerine Furuğ Ferruhzad ve İbrahim Golestan’la yaptığı söyleşinin tümünü daha önce yayına vermiştim (Önce Ben Öleceğim, Totem Yayınları, 2019). Burada Furuğ’un o söyleşide dile getirdiklerinin kısa bir bölümünü veriyorum:
Roşenfekr Dergisi: Cüzamlılardan duyduğunuz ilk cümleler nelerdi?
Furuğ Ferruhzad: Çok şeyler duydum. Örneğin ilk gün oraya girdiğimizde bir adam gördüm. Bütün vücudu felçti. Alt dudağı da felçti. Ne zaman konuşmak istese dudağı düşerdi. Adam eliyle dudağını alır, yerine koyar, konuşurdu. Bu adam bana ve diğerlerine, “Ben kaç kez dilekçe yazmalıyım, bırakın karım yanıma gelsin diye? Doğru ben hastayım, o sağlıklı ama o benim yanımda yaşamak istiyor ve benimle yaşlanmak istiyor. Size ne!” Öyle kadınlar gördüm ki cüzam her iki gözünü yemiş bitirmişti. Göz yerine sadece bir kırmızı çizgi kalmıştı yüzlerinde. Ama yine de bu gözün üzerine dikkatle sürme çekiyorlardı. Doğrusu cüzamlılar evinin kadınları görmeye değer. Hepsinin kaç tane bileziği ve kolyesi var. Benim bileziklerimi ve kolyemi de orada benden aldılar. Bütün odalarda, en çok da ayna var. Çoğunun ağzı, burnu ve kulağı olmayan bu cüzamlılar kendilerini aynada seyretmeyi seviyorlar.
Sümerologlar, Türkologlar ve birçok uluslararası arkaik dilbilmciler Hurriler, Kaslar, İskitler, Mannalar, Sakalar, Masajetler, İlamlar ve başka birçok eski kavimlerin dillerinin Sümerlerin diliyle ilişkisini ve bugünkü Türkik grup dillerle akrabalığını açıkça göstermiştir. Ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın da eserlerinde verdiği ortak sözcükler bu kanıyı güçlü bir şekilde desteklemektedir. Konu bu değil.
Geçenlerde Azerbaycan Türkçesi’nin Tebriz ve yöresi ağzıyla yazılmış bir metni okurken bir arkadaşımın bir itirazı üzerine yeniden konuya baktım. Metinde “Üş” sözcüğüne arkadaşımın itirazı vardı. Diyordu ki bunu Anadolu Türkçesinde doğru olarak geçen Üç sözcüğü şeklinde kullanmalıyız. Baktım. Bu sözcük Sümerce ve Mannaca Uş olarak geçer, dediğim gibi bizim Azerbaycan Türkçesinde Üş ve Anadolu Türkçesinde Üç.
İran’da bizim evde ev işlerine yardımcı olan bir Nenemiz vardı. Anne gibiydi çocuklar için. Neredeyse 40 sene birlikte yaşadık. Nur içinde yatsın. Ondan çok masallar dinledik, çok tekelemeler. Neyse bizim bu Neneye bir şey söylendiğinde o anlamadıysa “Neme déyiren?” derdi. Yani “Ne diyorsun?” İlgimi çeken “Neme” soru zarfıydı. Nene, Azerbaycan’ın Zengan şehrinin bir köyündendi. Çok fazla araştırmaya gerek kalmadan eski Sümercede bu sorunun “Name” soru zarfıyla sorulduğunu gördüm! İlginç değil mi? Sümercedeki “Silik” sözcüğü bizim Azerbaycan Türkçesinde arın, temiz ve Anadolu Türkçesinde sili, temiz, iffetli olması, Mannaca Qaya Azerbaycan’da aynen “qaya” ve Anadoluda “kaya” şeklinde kullanılması gibi. Çok var bu sözcüklerden. Mesela anne sözcüğü. Ama (Sümerce), Ana (İlamca), Ana, Aba (Azerbaycan Türkçesi) ve Anne, ana (Anadolu Türkçesi). İlamca, Anadolu ve Azerbaycan Türkçesinde “ata” olarak geçen sözcük Sümerce “ada” olarak geçer. İlginç olan burada ayrıca Sümercedeki Ama’nın m’si maman, mama, meme gibi sözcüklerde olduğu gibi Ada’daki d de dede sözcüğünde tekrarlanmakta.
Benim esas hoşuma giden bir de “Ha” soru zarfının kullanımı var Azerbaycan Türkçesinde: Haçağ/Haçan (Ne zaman), Havax (Ne vakit, ne zaman), Hara/haraya (nereye), Harda (nerede), Hani (Nerede), Hansi (hangi).
Sözcüklerle oynamak sayılarla oynamak kadar güzeldir!
Bu gün 29 Aralık senin doğum günündür. Nüfus cüzdanına baktığımda “Dey ayının 8, 1313, Muhammed Ferruhzad ve Turan Veziri Tebar’dan doğma, Tahran’ın 5 nolu ilçesinde kayıtlı, 678 nolu nüfus cüzdan sahibi Furuğ-uz-zaman” diye geçiyor! Puran’ın dediği gibi kimi kaynakçalarda senin doğum günün Dey ayının 15’i, 1313 (5 Ocak 1935) diye geçer. Ama doğrusu 29 Aralık…
Olsun ben bugüne de yarına da 5 Ocak’a da senin doğum günün diyorum… İyi ki doğdun şiirin sönmez ışığı, parlayan Furuğu!
Aşağıdaki slaytları seni bir kez daha analım diye düzenledim…
h.h.
Furuğ Ferruhzad’ın evlatlığı Hüseyin Mansuri anlatıyor:
Furuğ öldükten sonra kız kardeşi rahmetli Gloria’nın tekçe evladı, kızı sevgili Judit Münih’ten Tahran’a gitti ve döndüğünde bir plastik poşet verdi elime. Poşeti boşalttım. Buruşturup atmak isterken poşette bir şey olduğunu hissettim. Poşeti yeninden açtım. Dibinde birkaç tane slayt vardı. Slaytları ışığa doğru tuttum. Hiçbir şey belli değildi. Simsiyahtı. Işık aldıkları, bozulduklarını düşündüm. Hepsini poşete attım. Birkaç gün sonra atık kağıtlarla birlikte dışarı götürüp atmak istedim. Son anda slaytları anımsadım. Bu kez daha güçlü ışığa karşı tuttum. Bir fark görmedim. Hepsi siyahtı. Ancak slaytlardan birinde çok silik bir mavi ışık görünüyordu. Bilemiyorum nedense bu mavi ışık içimi titretti. Belleğimin karanlık diplerinde ne söylediğini anlamadığım bir şey beni çağırıyordu… Çok meraklandım. Slaytları fotoğrafçıya götürdüm. Tabettiler. 1964 Nevruz’uydu.
Yüreği kan olanların halini kim dillendirir yine
Testinin kanının hesabını felekten kim sorar yine
Mey içenlerin gözünden utansın
Şayet sarhoş nergis biter de açarsa yine
Şarap testisinde oturan Eflatun’dan başka
Hikmetin sırrını yine kim söyler bize
Kim ki lale gibi kadeh dolaştıran olsa
Bu cefadan yüzünü kanla yıkar yine
Kalbim bir gonca gibi açmaz şayet
Bir kadeh dudağından öpmezse yine
O kadar çengi perdede söyledi sözü
Kes saçlarını ki ağlayıp inlemesin yine
Hafız testi Beytü’l Haramı çevresinde
Ölmezse çevresinde başla döner yine
onlar büyüktüler…
yaşamımdan kesitler!
haşim hüsrevşahi
Öğretmenler günü nedeniyle birkaç öğretmenimden söz etmek istedim: onlar büyüktüler!

Hiç kuşku yok ki herkes ömrü boyunca kimi önemli insanlarla karşılaşma şansı yakalar ya da o şansı kaçırır. Önemli dediğim bulunduğu alandaki evrensel anlamda yarattığı değerler ölçeğinde. Ben hem mesleğim olan hekimlik alanında hem de hayatımın en önemli yerini kapsayan edebiyat yaşamımda bu şansı yakaladım ve bir kısmında ise kaçırdım.
Okumaya devam et “onlar büyüktüler…”ölmek için
beni sümbülteberlerin, nergislerin ortasında koyma
bırakma beni dünya sularına
galaksilere de bırakma beni
beni önce verev süzülen bakışın bileziğinden geçir
ve kırık dökük taş merdivenlerden gölgeleri rüzgarda esen eski ağaçlara doğru yukarı kaldır öte yana
kimseye gösterme beni ne kızıma ne kardeşlerime ne kız kardeşime ne oğullarıma
odada yataklarında uyuyanların ne kadar tuhaf suratları var
ne kadar yorgunum
beni son basamağa bırak ve in
ve meyve ve çiçek ve hurmayı al götür
yeri burası değil
senin ayak sesin dünyanın sonu yapraklarının dökülüş mevsimindeki turna kanatlarından dökülen teleklerin sesidir
senin gidişinin sesi bitmiştir şükür
ne kadar yorgunum
uzun dinlenmeye ihtiyacım var
beni çölün ruhunun sırtına bindir
uzun dinlenmeye ihtiyacım var
beni çölün ruhunun sırtına bindir
git
ertesi gün gelmek istersen gel ve bir ayna getir
benim iç çekişlerimin resimle durdur ve döndür
ki ben
yokmuşm.
benim ahlarımın resmini de gör
gör seksen yaşındaki küçük kız kumaştan oyuncak bebek
nasıl yüzü koyun yerde
sonra beni benim etrafımda döndür
ve o verev süzülen bakışın bileziğinin ortasında durdur
durdur ve döndür
ki ben
yokmuşm.
Rıza Beraheni
Çeviren. h.h.
