kar yağıyor gecelerime!

kar yağıyor ve sen küskünsün!

“Kar yağıyor.
Ve belki bu akşam
Islak ayakların üşüyordur.
Kar yağıyor
Ve ben şimdi düşünürken seni”
Kim bilir hangi kedere dalmışsın
Ya da nefesin daralmış kimse seni anlamıyor
Anlasalar da ne fayda
Şimdi kar yağıyor.

Kar yağıyor
Balkondan senin ayak izlerini arıyorum
Senin terlik sesini
Senin şaklayan kahkahanı arıyorum
Ve seni ararken şimdi
Kim bilir belki yorganın altında saklanmışsın
Görmemek için kimseyi…
Küskün saaterindesin belki

Gel Ilgaz’a çıkalım
Çam havası göğüslerine iyi gelir
Cide’ye gidelim ya da Gideros’a
İsmail Abi bize balık hazırlar
Sen koya karşı oturur elinde bir dal çiçek
Ben bir kadeh rakı elimde
Cennet burası dersin
Cennet seninle güzel hâlbuki…

Şimdi kar yağıyor şakaklarıma
Senin saçlarına yağdığı gibi
Ve ben senin gözlerini düşünürken
Kim bilir…

Video ve şiir: h.h.
İlk beş satır Nazım Hikmet’e ait
Müzik: Colore Dance, George Winston

Héyder Baba

Tebriz’in Şair Oğlu, Mehemmed Hüseyin Şehriyar’ın (1906-1988) unutulmaz şiirinden bir bölüm:

1-
Héyder Baba, ıldırımlar şaxanda
Séller sular şaqqılayıb axanda
Qızlar ona sef bağalyıb baxanda
Selam olsun şovketüze élüze
Menim de bir adım gelsin dilüze

2-
Héyder Baba, kekliklerün uçanda
Kol dibinden dovşan qlaxıb qaçanda
Baxçalarun çiçeklenıb açanda
Bizden de bir mümkün olsa yad éyle
Açılmayan ürekleri şad éyle
Héyder Baba

Tebriz’in yakınında Qere Çimen’deki Haydar Baba dağı

Okumaya devam et “Héyder Baba”

kekeme dizeler

DSC_0136ölümsüz Firavunlarız kuşkusuz
güneş doğup batacak oysa
sardunyalar solacak
hiçbir ağıt baharı sonsuz kılmayacak

ablamın genç yüzü gözlerimin önünde kayboldu
o da bana bakarak yaşlandığına inandı
bahçeler nedense günbatımında ıtır saçar

yağmur sanki senin kara saçlarının bulutundan yağıyor
çarpıyor camlara

ıslak yapraklar hep pencereye doğru çırpınıyor
bu şimşeksiz yağmurlar ağlamalarıma benziyor

çocuktuk
camların üzerinde ağaç nakışları buz bağladığında gülerdik
paylaşırdık bu senin bu benim diye
hohladık mı camdaki bahçemiz erirdi
sen içimin pencerelerine nakışlanmışsın
hiçbir güneş eritemez

suskun kekemeliğimin dizelerini dizerim
sen hep saçımı okşarsın öp dersin şuramdan
kınalı saçlarını içime çekerim her seher vakti yıldızlar solunca

nerde hata yaptım böyle akrebim şimdi
öfkemle dönerim yaktığım ateş çemberimde

(h.h.)

Kırılır Kadınlar

Öykü

Mercan Riyahi

Farsçadan çeviri: h.h.

Hiç kimse, önemli bir olay olduğunu tahmin etmiyordu. Bir kadın, ayağı kayarak caddede düştü ve kırıldı. Haber bu kadar basitti. Ama, aradan bir hafta geçtikten sonra, caddede başka bir kadının da kırıldığının görüldüğü söylendi. Ve sonraki hafta, tüm gazetelerde şöyle yazıldı: “Kadınlar, caddelerde kırılıyorlar.” Öncelikle Belediye, caddelerin durumu hakkında rapor hazırlamakla görevlendirildi. Öyle anlaşılıyordu ki kadınlar, daha önce de evlerinde kırılıyorlarmış. Ama, böyle bir olayın caddelerde görülmesi yeni bir hadiseydi. Sonra, kadınların yaşları, görme yetenekleri üzerinde tartışmalar yapıldı. Meteoroloji, hadisenin olduğu günlerdeki hava durumuna değindi ve muhtemelen, caddeler, yağmur nedeniyle ıslaktı, dendi. Psikologlar da kadınların sinirlerinin ve ruhlarının ve tüm bunların, onların yere düşmelerine olan etkilerini incelediler ve…

Okumaya devam et “Kırılır Kadınlar”

Büyükannenin Doksan Yaşlılığı

Belkıs Süleymani

Öykü, Farsçadan çeviri: h.h.
yaşlı kadın

Macera büyükannenin doksanıncı yaş gününden sonra başladı. Bir gün ablam büyükannenin bir adamla konuştuğunu fark etmiş. Sonraki günlerde, ailenin yeniyetmeleri ve gençleri büyükannenin erotik betimlemeleri ve konuşmalarını gizlice dinlemeye başladılar. Büyükanne her sorunu en ayrıntısına kadar çekinmeden ve yüksek sesle anlatıyordu. Bazen erkeğiyle kavga ediyor ve çoğu zaman da sevişiyordu.

Anne baba, kısa bir aile toplantısı sonrasında Büyükanneyi odalardan birine hapsetmeye karar verdiler. Büyükanne odaya taşınınca, yeniyetmeler ve gençler ona hizmet yolunda yarışmaya ve odasının kapsında sürekli kulak kesilmeye başladılar. Bu sefer anne baba, bahçenin öteki köşesindeki depoyu büyükanneye vermeyi kararlaştırdılar. Ayrıca anneden başka kimsenin de büyükannenin yanına gitmemesi de karara bağlandı ve kimse depoya yaklaştırılmadı.

Birkaç ay sonra –ki hepimiz büyükanneyi hemen hemen unutmuştuk- bir gece baba yokken, büyükanne annesini ve tanrıyı haykırarak çağırırken hepimiz depoya koştuk. Anne herkesten önce depoya girdi ve kapıyı arkadan sürgüledi. Büyükanne durmadan bağırıyordu, Tanrım yardım et, öldüm, diye. Hepimiz deponun kapısı ardında duruyorduk ve büyükanne kuşkusuz ölüyor diye düşünüyorduk. Ablam ağlamaya başladı ve ağabeyim halama haber vermeye hazırlanıyordu. Büyükannenin bağırmaları giderek uzayan inlemelere dönüştü ve sustu. Annem dışarı çıktığında, ağabeyim sordu: “Öldü mü?”

Annem, “Hayır, doğurdu!” dedi.

Neda Ağa Soltan’ın anısına

Şarkının sözleri:

Senin gözlerin hâlâ yıldız dolu gece gibidir
Seni görmek hâlâ benim için yeni bir ömür gibidir
Güldüğün zaman hâlâ yüreğim sevinçten titrer
Seninle oturmak hâlâ bütün dünyaya değer
Ama yazık seni istemek için geçtir artık, geçtir artık
Ama yazık istememekle gönlüm huzur bulmuyor, bulmuyor

Okumaya devam et “Neda Ağa Soltan’ın anısına”

bu hepimizin rivayetidir! -1-


– Merhaba!
– Merhaba!?
– Ama siz o değilsiniz!
– Kim değilim?

Böyle başlamıştı sana gelmem. Tam otuz yedi yıl önce! Şimdi birkaç resim buldum, bazı akrabalardan, ama eskiye ait çok az ispat var elimde. Sen bu ispatlardan birisin. Sen benim gözlerimin içinin güldüğü yıllarını hatırlıyorsun, sonra o parıltı söndü gözlerimde, görüyorsun işte! Üzüleceksin ama hapishaneden önce işkence de var. İşkenceden sonra gözlerimin parıltısı söndü.
Tülay bir adım önden, Taylan onun arkasından, Kuğulu Park’ın havuzuna kurulmuş küçük kambur köprüyü geçtiler. Havada, parkın ışıkları altında küçücük billur parçalarına benzer kar taneleri uçuşuyordu. Arnavut taşlara dikkatle basarak ilerliyordu Tülay. Kestane dumanının yanındaki piyangocuyu ve duvara gözlükler, çakmaklar dizmiş adamı geçtiler. Köşedeki kafeye oturdular. Hava serinceydi. Ama buna rağmen kaldırım masalarından birine oturdular. Garson gelince, Tülay “Sen söyle,” der gibi baktı Taylan’a.

– İki neskafe!

Tülay gülümsedi. Seneler önce, o siyah beyaz resimde kalakalan o küçük kızın bonkör sevinci, şimdi hafif kırışmış yüzünden masaya boca oldu.

– Niye güldün?
– Hayatımdaki ilk neskafe içişimi hatırladım da!
– Nasıl?!
Okumaya devam et “bu hepimizin rivayetidir! -1-“