Duydum ki!
Mevlana’dan bir gazel çevirdim. Ekte aynı şiirin müzikle icrası var!

Duydum ki!
Mevlana’dan bir gazel çevirdim. Ekte aynı şiirin müzikle icrası var!

Ocak 2023 tarihinde Salih Necefi’nin kaleme aldığı bu yazıyı Furuğ’un sesinin Ev Karadır filmi yoluyla yeniden duyulabilmesi umuduyla özgün Farsça dilinden çevirdim.
H.H.
İran sinema tarihinin en güçlü filmlerinden birini yirmi sekiz yaşında, hiç de sinemacı olması düşünülmeyen ve bu filmden başka karnesinde başka filmi bulunmayan bir kadın yapıyor. Ama Ev Karadır hakkındaki temel nokta, Furuğ’un kendi sesini bu filmde buluyor/yaratıyor olmasıdır. Ev Karadır, Furuğ’un en iyi şiirlerinden biri belki de en önemli şiirdir. Sadece bir eleştirmenin dediği gibi onun bu poetik belgeseli, edebiyattaki şairanelikle filmdeki şairaneliğin karması olması değil, aynı zamanda Furuğ’un Yeniden Doğuş’u onun İran’ın kuzey batısındaki cüzamlılar evinde on iki gün ikamet ettiği sırada gerçekleşmiş olmasıdır. Orada Furuğ’un sesi Eski Ahit düz yazı çevrisi ve onun filmin medyumuyla çatışması sonucunda dünyaya gelmiştir.
Furuğ işte bu cüzamlılar evinde Eyyûb’un Kitabı’nın satırlarında bir karşılık bulur: “Anımsa ki benim yaşamım rüzgardır ve gözlerim asla iyiliği görmeyecektir. Beni gören kimsenin gözü bir daha bana ağlamayacaktır ve gözlerin bana bakacak ve ben olmayacağım.” (Yedinci Bab, yedinci ve sekizinci ayetler) İlginç olan şu ki Yeryüzü Ayetlerinin dölü burada atılmıştır. Bu Kara Ev’dedir ki o “Umutsuzluğun Görkemi”nden, “Mahpus Ses”ten söz etmekte ve bu “lanetlenmiş geceden / ışığa bir yol açmaya çabalamıştır. Yeniden Doğuş’un her satırında dalgalanan tuhaf dişil-peygamberimsi sesin tınısı, o tuhaf düz yazının tercümesi ve bu tuhaf medyumun çakışması sonucudur:
‘Don’t forget!/ I beg you, God, don’t forget!/ My life is just a breath,/ and trouble lies ahead./ I will vanish from sight,/ and no one, including you,/ will ever see me again.’,
Daniela Andonovska-Trajkovska’dan çevirdiğim iki şiir

Daniela Andonovska–Trajkovska 3 Şubat 1979, Bitola, Kuzey Makedonya doğumlu şair, bilim insanı, editör, edebiyat eleştirmeni, pedagoji doktoru ve üniversite profesörüdür. Bitola Eğitim Fakültesi, St. “Kliment Ohridski” Üniversitesi-Bitola, Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nde çalışmakta ve Dil Sanatları Öğretimi Metodolojisi, Yaratıcı Yazma, Eleştirel Okuryazarlık, Erken Okuma ve Yazma Öğretimi Metodolojisi vb. dersleri vermektedir. Üniversite Edebiyat Kulübü “Denicija PFBT UKLO” ve Eğitim Fakültesi-Bitola’daki Edebiyat, Sanat, Kültür, Retorik ve Dil Merkezi’nin kurucularından biridir. Makedonya Yazarlar Birliği ve Bitola Edebiyat Çevresi üyesidir ve Makedonya Bilim Derneği Yayın Kurulu başkanlığını (iki dönem) yapmıştır. Bitola Edebiyat Çevresi tarafından yayınlanan “Rast”/‘Büyüme’ adlı edebiyat dergisinin genel yayın yönetmenidir ve ayrıca Uluslararası Dergi “Çağdaş Diyaloglar” (Makedonya Bilim Derneği) dergisinin genel yayın yönetmenliğini ve “Literary Elements” (Perun Artis) dergisinin editörlüğünü yapmaktadır. Ayrıca birçok şiir ve düz yazı kitabı bulunmaktadır. Bir düz yazı kitabı yayınlamıştır: “Kahve, Çay ve Kırmızı Gökyüzü” (2019),
2019 Ulusal “Karamanov” Şiir Ödülü, Makedon Edebiyat Avant-garde (2020), “Abduvali Qutbiddin” (üçüncülük, 2020, Özbekistan), İtalya’da Premio Mondiale “Tulliola- Renato Filippelli” (2021) ve şiir dalında en önemli ulusal ödül olan “Aco Shopov” (Makedonya Yazarlar Birliği tarafından 2021 yılında “Math Poetry” kitabı için verilmiştir).
Şiirleri yurt içinde ve yurt dışında birçok antoloji, edebiyat dergisi ve gazetede yayınlanmış olup, eserleri 38 dile çevrilmiştir: İngilizce, Sırpça, Slovence, Hırvatça, Boşnakça, Bulgarca, Arnavutça, Romence, Lehçe, Çince, Arapça, Türkçe, Vietnamca, Özbekçe, Bengalce, Almanca, İtalyanca, Felemenkçe, İspanyolca, Fransızca, Portekizce, Sicilya dili, Yunanca, Çince, Hintçe, Japonca, Farsça, İzlandaca, Rusça, Filipince, İbranice, Tamilce, Bengalce, İrlandaca, Ermenice, Endonezce, Malayca, Katalanca. İngilizce, Sırpça ve Bulgarca dillerinden Makedonca’ya ve Makedonca’dan İngilizceye birçok edebi eseri çevirmiştir. Şiirler yazar tarafından Makedonca’dan İngilizceye çevrilmiştir.
Dikey Sevgi
dişi dikey bir çizgi var
konumu asla değişmez
karnını istediğiniz kadar yumruklayabilirsiniz
saçlarından çekebilirsiniz
ya da dilinizi çıkarabilirsiniz
kollarının üzerinde durarak dans edebilirsiniz
sizi duyması için bağırabilirsiniz ona
önünde kanınızı akıtabilirsiniz
adınızı değiştirebilirsiniz
gölgesini öpebilirsiniz
gülümsemesi için onu gıdıklayabilirsiniz
sizi tanıması için
istediğiniz kadar onun gözlerine bakabilirsiniz
istediğinizi ona yapabilirsiniz
arzuladığınız kadar
karşınızda eğilmesi için
ama o hala bir duvar olacak
sizinle dünya arasında
Kurma adımlı oyuncak bebek!
koridorda parıldayan uykulu ayak izleri
ve CO2 ile dolu döşemeli duvarlar
benim tanıklarımdır
senin dokunduğunda ağlayan
oyuncağın olmak istemedim
avuçlarıma ipler dikmeni istemedim
midenle benimle konuşmanı istemedim
ne de sırtımda basamaklar kurmanı
Ama hiçbir şey söylemedim
başımı öne eğdiğimde
senin düşüncelerinin yanında
Filmin senaryosundan çevrilmiştir. h.h.
Cehennemin diplerinde kim var sana hamt okuyan Tanrım? Kim var Haviye’de?
Senin adına ey yücelerin yücesi şarkılar söyleyeceğim, senin adını on telli utla çalacağım; çünkü çok tuhaf ve korkunç yapılmışımdır.
Gizlide ben oluşuyorken senden saklı değildi kemiklerim ve yerin diplerinde biçimleniyorken ben… Senin defterinde benim bütün organlarım yazılıdır ve senin gözlerin benim ceninimi görmüştür ey yücelerin yücesi! Senin gözlerin benim ceninimi görmüştür!
Dedim keşke benim de güvercinler gibi kanatlarım olsaydı, uçsaydım ve bir dinginlik bulsaydım. Uzak bir yerlere gitseydim ve çölde yuva yapsaydım. Korkunç fırtınalardan kaçsaydım sığınaklara, çünkü yeryüzünde zorluklar ve şirretler gördüm. Dünya boşunalığa gebe kalmıştır ve zulmü doğurmuştur.
Senin ruhundan nereye kaçarım, senin buradalığından nereye giderim? Sabah yelinin kanatlarını alsam ve denizin en ücra yerine konsam, orada da senin ellerinin ağırlığı üzerimde olacak. Bana avarelik badesi içirmişsin. Ne korkunçtur senin yaptıkların! Ne korkunçtur senin yaptıkların!
Kendi ruhumun acısından söz ediyorum, kendi ruhumun acısından söz ediyorum! Suskunken ruhum çürüyordu gün boyu süren naralarımda. Benim yaşamımın rüzgâr olduğunu anımsa!
Çöllerin kaşıkçı kuşu olmuşum, harabelerin baykuşu! Ve bir serçe gibi çatıda oturmuşum yalnız. Boca olmuş su gibiyim ve uzun zaman önce ölen leşler gibiyim ve kirpiklerimde ölümün gölgesi var! Kirpiklerimde ölümün gölgesi var.
Terk et beni, beni terk et! Çünkü günlerim bir soluk gibidir. Terk et beni dönüşü olmayan yere gitmeden önce, o zifiri karanlık ülkesine…
Aaah tanrım! Kendi kumrunun canını vahşi hayvanlara bırakma…
Benim hayatımın rüzgâr olduğunu anımsa ve anımsa ki boşunalık zamanını benim payım kılmışsın. Ve çepeçevremde şenliğin şarkıları ve değirmenlerin sesi ve ışıkların aydınlığı mahvolmuştur.
Ne mutlu şu anda ektiğini biçen ekincilere; elleri başakları koparmakta olan ekincilere… Gelin ve uzak bir çölde şarkı söyleyeni dinleyin, kollarını açan ve içini çekerek: Eyvahlar olsun bana! Çünkü ruhum irinlerimin ortasında bilinçsiz kalmıştır!’ diyenin sesini dinleyin.
Ve sen ey kırmızıyla kuşanan ve altınlarla süslenen ve gözlerine sürme çeken gündüzün unutulmuşu! Kendine boşuna güzellik verdiğini anımsa! Uzak çöldeki şarkıdan dolayı ve seni küçük düşüren dostlarından dolayı…
Yazıklar olsun bize. Zira gündüz zeval bulup sona ermekte ve akşamın gölgeleri uzamakta ve bizim varlığımız, kuşlarla dolu ve tutsaklığın iniltileriyle dolup taşan kafesler gibidir.. Aramızda ne zamana değin süreceğini bilen kimse yoktur…
Hasat mevsimi geçti ve yaz bitti ve biz kurtulmadık. Kumrular gibi ağlarız insaf için ve yoktur… Aydınlığı bekleriz ve şimdi karanlıktır…
Ve sen ey senin sevgi soluğunu sürükleyen dopdolu akan ırmak
Bize doğru gel!
Bize doğru gel.
(Film metninden çeviren: H:.H.)

در هاويه كيست كه تو را حمد ميگويد اي خداوند؟ در هاويه كيست؟
نام تو را اي متعال خواهم سراييد
نام تو را با عود ده تار خواهم سراييد
زيرا كه به شكلي مهيب و عجيب ساخته شدهام
استخوان هايم از تو پنهان نبود وقتي كه در نهان به وجود ميآمدم
و در اسفل زمين نقش بندي مي گشتم
در دفتر تو همگي اعضاي من نوشته شده
و چشمان تو اي متعال جنين مرا ديده است
چشمان تو جنين مرا ديده است
گفتم كاش مرا بال ها مثل كبوتر ميبود
تا پرواز كرده راحتي مي يافتم
هر آيينه به جايي دور ميرفتم
و در صحرا مأوي ميگزيدم
مي شتافتم به پناهگاهي از باد تند و طوفان شديد
زيرا كه در زمين مشقت و شرارت ديده ام
دنيا به بطالت آبستن شده و ظلم را زاييده است
از روح تو به کجا بگریزم و از حضور تو کجا بروم
اگر بال های باد سحر را بگیرم و در اقصای دریا ساکن شوم
در آنجا نیز سنگینی دست تو بر من است
مرا باده سرگردانی نوشانده ای
چه مهیب است کارهای تو
چه مهیب است کارهای تو
هنگامي كه خاموش بودم
جانم پوسيده ميشد از نعرهاي كه تمامي روز ميزدم
به ياد آور كه زندگي من باد است
مانند مرغ سقای صحرا و بوم خرابه ها گردیده ام
و چون گنجشگ بر پشت بام ، منفرد نشسته ام
مثل آب ریخته شده ام و مثل آنانی که از قدیم مرده اند
و بر مژگانم سایه ی موت است
بر مژگانم سایه ی موت است
مرا ترک کن مرا ترک کن
زیرا روزهایم نفسی است
مرا ترک کن پیش از آنکه به جایی روم که از آن برگشتن نیست
به سرزمین تاریکی غلیظ
آه، ای خداوند، جان فاخته ی خود را به جانور وحشی مسپار
به یاد آور که زندگی من باد است
و ایام بطالت را نصیب من کرده ای
و در گرداگردم آواز شادمانی و صدای آسیاب و روشنایی چراغ نابود شده است
خوشا به حال دروگرانی که اکنون کشت را جمع می کنند و دستهای ایشان
سنبله ها را می چیند
بیایید به آواز کسی که در بیابان بیراه می خواند گوش دهید
آواز کسی که آه می کشد و دستهای خود را دراز کرده می گوید: وای بر من
زیرا که جان من به سبب جراحاتم در من بیهوش شده است
و تو ای فراموش شده ی روزها
که خویشتن را به قرمز ملبس می سازی
و به زیور های زر می آرایی، و چشمان خود را به سرمه جلا می دهی،
به یاد آور که خود را عبث زیبایی داده ای
به سبب آوازی در بیابان بیراه
و یارانت که تو را خوار شمرده اند
وای بر ما، زیرا که روز رو به زوال نهاده است و سایه های عصر دراز می شوند
و هستی ما چون قفسی که پر از پرندگان باشد
از ناله های اسارت لبریز است
و در میان ما کسی نیست که بداند
که تا به کی خواهد بود
موسم حصاد گذشت و تابستان تمام شد
و ما نجات نیافتیم
مانند فاخته برای انصاف می نالیم و نیست
انتظار نور میکشیم و اینک، ظلمت است
و تو ای نهر سرشار که نفس مهر تو را می راند
به سوی ما بیا
به سوی ما بیا



English and Arabic version of my poem “Ben ırmağım akar giderim”
I’m a river and I flow away
I’ll keep your shadow, weeping willow
I’ll leave you my voice …
*
I’m a river and I flow away
Steal wings and come with me, bluebird
The weeping willow follows us in this song
*
I’m a river and I flow away
when the starry darkness descends
I’ll tell my story to the weeping willow and the bluebird
*
I’m a river and I flow away
I release the fish of my bosom into the sees
my voice lingers behind with the weeping willow and the bluebird…
أنا نهر، أتدفق
أحتفظ بظلك، أيتها الصفصافة الباكية
وأترك صوتي معك
*
أنا نهر، أتدفق
حلق معي، أيها العصفور الأزرق
تراقبنا الصفصافة الباكية في هذه الأغنية
*
أنا نهر، أتدفق
وحين يحل الظلام المرصع بالنجوم
سأحكي قصتي لصفصافة والعصفور الأزرق
*
أنا نهر، أتدفق
أطلقُ السمك من حضني إلى البحر
تاركا صوتي خلفي
مع الصفصافة والطائر الأزرق
Credits of Translations go to Raed Al-Jishi (Arabic) and Al K. Etrati (English)

Vietnam’dan bir şiir
İngilizcesi: Thomas D. Le
Türkçesi: Haşim Hüsrevşahi
Kalbinle ruhunla geldin bana
Düşsel arınlığın basit beyaz mintanı içinde
Işıklı sağanağıydın senin eski patika yolu boyunca
Ayaklarının yeşimi, biricikliğin kızıl rayihası
*
Senin sevimli uzun incelen parmakların okşadı
Güneşin öptüğü nazik yuvarlak yanakları
Masmavi rüzgârı doldurdun saçlarına
Ve hava dağlarını odama estirdin
*
Seni duydum ses ve sözcükler olarak:
Senin ruhunu soludum her nefesimde
Esinim benim aydınlık dizelerimi ördü senin beyaz giysine
Küçücük yapraklar dışarıda hazla titreşirken
*
Gün boyu keyifle geçirdik birlikte
Bana bonkörce kucak dolusu mutluluk verdin
Senin lekesiz bahara benzer mintanın yumuşacık salınımı
Ruhumuzu gönderdi cennetsi yuvalarına
“sağır mı oldun Hatçe?
kıyamet anca kör olanları seçiyor !”
(alıntı)
biz bükülmüş bir günün sonunda
birimiz Dicle birimiz Fırat
birleşiriz elbet şattül-aşkta
dökülmeden körfezine yok oluşun
kahrını ezberlemiş kaç şiir yazar bu günbatımı
Kadıköy vapurunda kaç hikaye
suskunu bilen kaç masal?
hep bir pencere var orada dolunaya açılır
rüzgar ve ateş kıvrılarak vurur camına
biz bükülmüş bir günün sonunda
şebboyun serinliği var gülüşünde
bu evde “çok bulut birikti”
anımsamak isterim kendimi sende
sen kıyametin ilk günü…
h.h.
Selman Savoci’den bir gazel:
Kuşkusuzluk sokağında Kâbe ve putlar evi birdir
Siyah saçların telesi ile yüz taneli tespih birdir
Her zaman güzellik cilvesi gerçi başka yüzdendir
Cümle sen yüzlere tek yürek ol can ki canan birdir
Meyi ve kadehi sakinin yüzünün yansısı bil
Bilesin ki mey ve saki ve bu kadehler birdir
Kabe’nin yolunda bana seslendi biri meyhaneden
Nereye ey Hace nereye tüm evler birdir
Saçlarında ben deli yalnız darda değilim
Bu zincir halkasında deliler de bilgeler birdir
Şeyh Bahai’den bir dörtlü:
Hangi kapıyı çalsam ev sahibi sensin sen
Hangi ışığa gitsem orda yuva sensin sen
Meyhanede manastırda canan da sensin sen
Kabe’den put evinden maksadım sensin sen
İkabl Lahuti’nin bir gazelinden birkaç dize:
Aşıklara fark etmez Kâbe ya ki put evi
Bu cananın görünmesidir o canın halveti
Sevinçliyim mezarım harem sokağınadır
Kirpik gibi tek yoludur Kabe’den put evine
O kimdir ki gönüllere saldırır
Yüz istek şehrini Türk dek yağmalar
İkbal minberde sırrı dillendirdi
Ham söz çıkıverdi meyhane halvetinden
(Farsçadan çeviri: H.H.)
