Sivas, Zamanaşımı, 1 gün!

Size soruyorum Baylar!
Sizin babanız, anneniz, kardeşiniz, sevgiliniz, kızınız, oğlunuz planlı bir şekilde yakılarak öldürülseydi hâlâ bunca sene sonra katilleri bulamadık mı diyecektiniz? 

Hâlâ “Madımak yangını” diyorsunuz! Diyemiyorsunuz bu halkın 36 aydınının, yazarının, sanatçısının planlı bir şekilde yakılarak katledilişi… Diyemiyorsunuz değil mi? Neden? Baylar, çıkın açık açık söyleyin! Her şeyi söyleyin… Cesaretiniz olsun, yaptık deyin! Karanlıklarda saklanmayın! İnanın baylar, o karanlıklara bir gün güneş ışıyacak ve bütün köşe bucak aydınalancak! Baylar mağaradan kaçan yarasaları gördünüz mü?

Zaman aşımı ha? Belki yarın bu davanın dosyaları resmi mahkemelerce rafa kaldırılacak, ama ya vicdan mahkemelerinde?

Baylar, hepimiz bir gün ölüp gideceğiz, ama tarih her şeyi yazacak… Lanetlerin kime yağacağı belli olacak! Kimin Hızır Paşa’nın yanında kimin Pir Sultan’ın ve halkın yanında, kimin zalimin ve kimin mazlumun yanında olduğu anlaşılacak! Her devranın bir Kerbela’sı var baylar… unutmayın! Çünkü bu halk da unutmayacak!

lalım bundan sonra!


bir şiirsin yenibaştanlanan
bir şiir dağ kekiği

nasıl emziriyorsun bu sözcükleri
hiçbir şiir senin dudaklarında sonlanmaz         sürgün sürgün içinde

biten nedir kulak memelerinde

Zeliha cesaretidir şarkıların
korkak aşkları utandırır

dağ kekiği dedim sere serpe          tül perde            kınalı rüzgar        bedir tepeler
orada sözcükler bitmiştir dilimde               lalım bundan sonra!
(h.h.)

üstü kalsın

cemal süreya’dan Farsçaya çevirdiğim bir şiir daha!

Üstü kalsın

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…

Üstü kalsın…

                                                                                                                                       بفرما باقیش بمونه

دارم می میرم خدا

این هم اتفاق افتاد

هر مرگی زودرس است

می دونم خدا

ولی، به هر حال، این زندگی را که می گیری

پُر بدک هم نیست

بفرما باقیش بمونه

Cemal Süreya’dan çevirdiğim bir şiir:

FOTOĞRAF

 
Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk

Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş

Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel

Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel

عکس

 

سه نفر در ایستگاه 

مرد زن و بچه

 

دستهای مرد توی جيبش

زن دست بچه را گرفته است

 

مرد غمگين است

همچون ترانه های غمگين غمگين

 

زن زيباست

همچون خاطرات زيبا زيبا

 

بچه

همچون خاطرات زيبا غمگين

همچون ترانه های غمگين زيبا

Amma da benziyor haaaa!

Tebriz’e mersiye!- 2009

Bu o kör dilsiz sokaklardır ama mağrur
Seni öykülerimde getirdim buraya         seni şiirlerimde                göresin diye          gördün
Heyhat benim deli atalarımdan ki insanlığa yazmayı öğrettiler ve yanmayı
Onlar bilmediler Tebrizliler bu boğulmuş Türkler
Tarihi bir avuç üzerlik gibi avuçlarındaki közde taşıyacaklar

Bu o boylu poslu akkavaklardır
Budaklarında büyü okuyan rüzgar
Bu ise kaş çatan sevgili günbatımı

Bak! Bu kadar antika ölü arasında tekçe beni gör

Okumaya devam et “Amma da benziyor haaaa!”

عجیب بنزییر ها

بوُ او کور دیلسییز کوچه لردیر آمما مغرور

سنی ناغیللاریمدا گتیرمیشدیم بورا       سنی شعرلریمده           گؤره سن        گؤردون

هئیهات منیم دلی آتالاریمدان کی اینسانا یازماغی  اؤرگه تدیلر و یانماغی

اونلار بیلمه دیلر کی تبریزلیلرـ بو بوغولموش تورکلرـ

تاریخی بیر اووچ  ئوزه رلیک کیمی اووچلارینداکی کؤزده داشییاجاقلار

Okumaya devam et “عجیب بنزییر ها”

Sivas Katliamını Untuma

Bu toplu cinayetin esas azmettirenleri cezalandırıldı mı? Birileri zaman aşımına uğrasın diye emretti mi? Etti mi? KİM?

yanan erkek ve kadınlar

(Ahmed Şamlu)

yanan erkek ve kadınlar
söylemediler daha
en acıklı şarkılarını
 
dolup taşıyor susku.
beklentiden
dur duraksız susku
            nasıl da dolup taşıyor.

aynaya güldüğünde

Aynaya güldüğünde sen serin sözcükler serpiliyor aynaya
Bıçaklar düşüyor çocukların ellerinden
Yırtık dizlere vuran ıslak minik avuçlardan zarlar düşüyor
Ne tiner ne jilet ne beyaz mendil
Sen gülünce karlı tepeler kızıl zambak doğuruyor
Her yandan güneş doğuyor
 
Sen gülünce aynalara rüzgâr hep yeşil esiyor
Aynanın öte yanında kayboluyor tanklar
Kayboluyor hardal bombaları
 
Sen gülünce aynalara serin sözcükler yayılıyor içime
Çocukların eli silgi kokuyor
Ve taze ekmek
Ve mavi fiyonklu etekler oynuyor sokaklarda
Aynanın öte yanında kapalı kapılar yok artık
Aynanın öte yanında sınır yok mahkeme yok zindan yok
 
Sen gülünce aynalara bırak hep yanında durayım
Bir ömür harcadım bu gülüşleri seyretmeye
Bir ömür düştüm kalktım bu gülüşleri yazmaya
 
Sen gülünce aynalara biliyor musun
Kedim yavruluyor
Köpeğim kapı koluna sıçrıyor
Aynanın öte yanında sermaye yok kâr yok işten atılmalar da yok
Ah bir bilsen babalar nasıl koşarak gidiyor evlerine sen gülünce
Başları dimdik yürekleri gümbür gümbür
ve sigara kokan parmakları kapı koluna utanmadan uzanıyor
 
Sen gülünce anneleri bir görsen
Aaah saçlarına öyle yakışıyor ki taktıkları her toka
Aynaların öte yanında yalan yok
Aynaların öte yanında silah yok jandarma yok
Aynaların öte yanında ben dost sen düşman yok
Hep aynı dine inanan ve inanmayan insanlar
Hep aynı dili konuşan ve konuşmayan insanlar
Sen gülünce
Bir bilsen nasıl da kol kola dans ediyor her biri kendi ritminde
Ninelerin dişsiz ağızlarından gülünç bir fıkrayı dinler gibi
 
Ben senin bu gülüşünü aynada görmek için bu denli idam edildim
Bu denli kurşunlandım
Bu denli toplu mezarlara atıldım
Aaaaah senin bu gülüşlerin var ya!