ben o çıplak fırtınayım kara kutsal nehirlerden geliyorum anılarından şamanlarımın ben o ateşten ağan büyücüyüm o kadim ilk erdişil cadı bak gözlerimin içine bak ben ilk kadının kollarının gerildiği o sedir ağacıyım ben senin terk edilmiş ruhunum
gecenin karanlığıyım bağrına bastığın hıçkırıklarla tütün öpüşlü ihanet dudakları dudak büker de bükmez suskumu bağrına kondursam közler anlamsız kalır ölümün göğsünü kara soluğum bilir gözlerimin içine bak kanatlarım şarkın karorasıdır sözüm masallardan önce söylenen masal saçlarım tepetaklak kına ağaçları mağaralarımda bin kutsal yarasa beslerim tepelerinde bin güneş pırıltısı göğsümde ölüm yolunu sevimli kılan tansıklarım göğsümde ayaklanmış sıra sıra kara mezar taşları taşırım kardeşlerimi göğsümde siyah gölgelere tanık dağları aşsınlar diye yavrularımı kendi etimle besledim uçmayı unutmasınlar diye kendi kanımı içirdim nesillerime ben kırk kanatlı simurgum köklerim alevlere sokulur şimdi sana geri geliyorum aç ağzını!

”uçmayı unutmasınlar diye kendi kanımı içirdim nesillerime”