Furuğ’un toprağa verilişi!

Filmin başında Furuğ’un kaza sırasında kullandığı arabası görünüyor. Kalabalık arasında Ahmed Şamlu, Mehdi Ahavan Salis gibi birçok tanınmış şair görülmekte. Bir ara bir çocuk görünüyor, bu çocuk Furuğ’ın Tebriz cüzamlılar evinden evlatlık edindiği ve Ev Karadır filiminde da görünen Hüseyin Mansuri’dir.

Sohrab Sepehri’den bir şiir ve de filmi!

aydınlık, ben, çiçek ve de su

sohrab sepehri

ç: h.h.

bir bulut yok.
rüzgar yok.
oturuyorum havuz kıyısına:
balıkların seyri, aydınlık, ben, çiçek ve de su
yaşamın tertemiz salkımları…

annem reyhan topluyor
ekmek, reyhan ve peynir
bulutsuz bir gök
ıslak petunyalar…
mutluluk çok yakın: hayattaki çiçeklerin arasında!

bakır kasede nur, ne güzel okşamalar dökmekte!
merdiven bu yüksek duvardan
sabahı yeryüzüne indirmekte
her şeyin gizli gülüşü ardında.
Okumaya devam et “Sohrab Sepehri’den bir şiir ve de filmi!”

onun tutkusu bulaşıcı!

Bir arkadaşın blogunda seyredince buraya taşımaya karar verdim. Ahmet Uluçay’ın tutkusunun bulaşıcı olduğuna inananarak! tabii onun kadar kendisiyle ve yaşamla samimi yüzleşen sanatçılar için!

“Dostoyevski’nin yeri hep boş kalacak,” diyor Ahmet… yıllardır kendisinin de yerinin boş kaldığı gibi!

bir kez daha saygıyla anıyorum…

Güneşi dikenlerin şarkısı!

Bu şarkı İran’ın görkemli Şubat Devrimi sırasında dillerdeydi. Devrim yenilgiye uğratıldıktan sonra şiiri yazan, şair, senarist, gerilla Said Soltanpur düğün gecesinde Devrim Muhafızları tarafından tutuklanmış ve Humeyni rejimi tarafından kurşuna dizilmiştir!

dinlemek için aşağıdaki bağlantıyı tıklayın lütfen:

Kış sona erdi
İlkbaharlar çiçeğe oturdu
Güneşin kızıl çiçeği geldi yine
Gece kaçıp gitti
Güneşin kızıl çiçeği geldi yine
Gece kaçıp gitti
Dağlar lalelerle dolu

Okumaya devam et “Güneşi dikenlerin şarkısı!”

Karanlık bir dönemin şarkısıdır!

Karanlık bir dönemin şarkısıdır dineleyeceğiniz! Daha önce yayımlamıştım! Bu akşam birkaç kez daha dinledim… Siz de dinleyin… bir kez daha! Ne çok acılar çekmiş bu insanlar özgürlüğün o tatlı meltemi gezinsin diye yanaklarında… ne acılar çekmiş bu insanlar karanlığın devleri toprağa gömülsün ve insanca yaşamın güneşi doğsun diye evlere, sokaklara… “Nereye böyle aceleyle?” Sordu çalı rüzara!! “Tanrı için sana ve dostluğumuza yemin ederim, Şayet bu vahşet çölünden, Geçersen sağlıkla, Ilgımlara ve yağmura, Bizim selamımızı götür!”
Ölümden ve Karanlık zorbalıktan medet umanlara inat Güneş doğacak! Hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmemiştir zira!

Şiir: Şefii Kedkeni, Beste: Ruhengiz Mirzai, İcra: Ruhengiz, Aranjman: Kambiz Roşen revan çeviri: haşim hüsrevşahi

Söyle yağmura
Yağsın bu gece
Yıkasın yüzünden
Bu bağ sokaklarının tozunu
Duruluğunda
Seher arasın diye
Sınırsızlarda
Bizim buradalığımızı
Dönüş yolunu bilmediğimiz
Kıyıların arayışında…
Sen ve ben uyanık
Görmede yitik
Ayışığından ve uykudan daha hafif
Işık deltasında akan biz
Rüzgarın dudaklarında bir şarkıyız

Okumaya devam et “Karanlık bir dönemin şarkısıdır!”