Biricik sevdam bunu yapma bana dedim ve gittim. O yıllar toy bir fırtınaydım. Senin dağlarından kopan fırtına, sana dönmekten korkan fırtına. Saçlarımı ondan kısa kestirmiştim. etek giymedim bir daha. O cumartesilerin alevi dindi sonra. Okyanusların dibinde patlayan volkanların susması gibi. İçime çöktün. Senden uzaklaştıkça kulak diplerime daha yaklaştı sesin. Gözlerini küllerimin altına sakladım. Sana ihanetlerimle kendimi yaraladım bir tek. Yıllar geçmiş ama sen hala o kapının aralığında durmuş bana bakıyorsun, gülüyorsun… ben seni unuttum ve kaçtım. Derbederlikler sonrası. Bir mutlu dünya kurmak için çırpındım. Kendim için değil. Bütün insanlar için. Olmadı. Çok işkence ettiler. Saçlarım hala kısaydı. Gözlerimdeki ışık söndükçe söndü… seni kaybettim. Biricik sevdam ne zalimmişsin meğer. Hala şuramdasın. Öyle bakma. Bunu yapma bari.
Kategori: Hepsi
Dancing Chapulerin
ahlakın sınanması
Abraham Linkoln: Birinin ahlakını sınamak istiyorsanız ona güç verin!
Resim ve açıklamaya gerek yok…
Yorumsuz…

İlk Ölen Ben Olacağım
Furuğ Ferruhzad’ın kardeşi Feridun Ferruhzad’a yazdığı son mektuplardan:

13 Ekim 1959 salı
Sevgili Feri, haberlerini sürekli gazetelerde okuyorum. Belli ki işlerin bayağı ilerlemiş. Salaklık etme, başka işler yapma fikrini kafandan çıkar. Sen bilmiyorsun, bilmiyorsun, bilmiyorsun ve yine de bilmiyorsun… …
Ben burada ne oldum ki sen olmak istiyorsun? İki yıldır Almanca şiir yazıyorsun ve kendin için bayağı bir adam olmuşsun. Ben 10 senedir şiir yazıyorum ve hâlâ da 50 Tuman’a ihtiyacım oldu mu başımı ellerimin arasına alıp bahtsızlığıma ağlamalıyım. Bir kitap bastırmak istediğimde, yayıncılar zorla ellerini ceplerine sokuyorlar ve telif hakkı olarak bin Tuman veriyorlar ve kitabı da bin defa homurdanarak basıyorlar. Dahası kitabın en fazla 2 bin tirajla basılınca da mağazaların vitrinlerinde bekliyor ki 50 tanesi satılsın sonra da dört ahmak, okuması yazması olmayan, düşüncesiz dört tane rezil dergide -ki başından sonuna kadar konuları baldır bacaktır ya da yemek tarifi ve korkunç cinayetler-, kalkıp ve sanat eleştirisi adı altında seninle alay etsin. Bu kadar. Sen bunları bilmiyorsun. Çalışıyorsun ve işinde de başarılısın. Neden gelmek ve bir avuç ahmak arasında ünlü olmak istiyorsun? Bunun senin için ne değeri var?
مصاحبه با دکتر جواد هیئت
kendi içime tepetaklak yanarak
gövdemden kızıl bir kısrak geçti elinde kızıl bayrak
deliler sürüsü halay çeker şimdi ay ışığında odamın
bilseniz sormazdınız öykünün en burgaçlı sayfasını yırtarak
şimdi günlerden sus pus bekle…
nereye gidiyorsun?
Ne kadar sadeydi…
Mart ayına mersiye
Gazeteler çıplak yere serili
Gelirdik
Oturturduk
Konuşurduk
Şarap içerdik
Ağlardık…
Ne kadar sadeydi o aşk
Ne kadar itirafsız ve küstah
Her iç içe nefes nefesteki basit söz
Kahveyle yudumladığımız iddiasız her gözyaşı
O şarap ne de sadeydi
dil, birey ve devlet… bir kez daha!
Michael G. Smith, Sovyet Rusya’nın yaradılışında Dil ve Güç: 1917-1953 adlı kitabında der ki: “Hiç de tesadüfi olamayarak her ikisi de siyasi filozof olan Hegel ve Humboldt, dili bireysel bilinç, ulusal kimlik ve çağdaş devletin temel yapı taşı olarak görürler!” (Language and Power in the Creation of the USSR: 1917 – 1953, Sayfa 18)
Anadilin yasaklanmasının neye hizmet ettiğini ve de ulusal ve bireysel varlığın yok edilmesi için dilin yaşamsal rolünü bir kez daha düşünmek için bu satırları aktardım.
Bugün, dünya çapında Müslümanalra ugyulanan soykıyımın yanında, halkların dilleri ve bu arada Türkçenin nasıl yoğun bir saldırı altında olduğunu görmeliyiz. Bunu da görmeliyiz ki diğer ulusların dillerini özgürce kullanma hakkına sahip olduklarını da içeselleştirmeden özgürlükçü olma olasılığı yok gibidir. İran’daki 35 milyona yakın Türk’ün, Anayasaya rağmen dilinin hala yasak olması durmunun inatla sürdürülmesi ya emperyalistlerin nifak tohumlarının meyve vermesi içindir ya da emperyalistlere bilerek ya da bilmeyerek hizmet eden Fars şövenizminin isteklerini uygulayan gerici İran devletinin temel politikasıdır. Sebep ne olursa olsun, anadilin yasaklanması emperyalistlere hizmettir. Ancak, anadili yasağına karşı mücadele eder gibi sarı bir sancak kaldırarak emperyalistlerin halklar arasında ayrılkçı ve nefret tohumları eken ve emperyalist egemenliği sürdürme politikalarına hizmet eden taife çok iyi tanınmalı ve teşhir edilmelidir! Emperyalistler şövenizmden (Fars, Türk, Arap, Kürt, Ermeni… şövenizmi gib) bir araç olarak her zaman yararlanmıştır ve bu gün de yararlanmakta. Bugün, Emperyalsit egemenliğin sürüdürülmesi için dinsel bağnazlık ve ırksal bağnazlık aynı ölçüde ve güçlü bir şekilde kullanılmaktadır.




