ben aynada yalnız kalınca… 13 Şubat için

ben senden ölürdüm
oysa sen benim yaşamımdın

sen benimle giderdin
sen bende okurdun
ben caddeleri
başıboş dolaşırken
sen benimle giderdin
sen bende okurdun

sen, ulu çınarlar ortasından sevdalı serçeleri
pencerenin gün ışımasına çağırırdın
gece yinelendiğinde
gece bitmediğinde sen
ulu çınarlar ortasından, sevdalı serçeleri
pencerenin gün ışımasına çağırırdın..

Okumaya devam et “ben aynada yalnız kalınca… 13 Şubat için”

Furuğ’un o mektubu

İbrahim Golestan’ın Ferzane Milani’ye verdiği ve onun kitabına koyduğu mektupların arasında bir tanesi çok dikkat çekmiştir. Bunun nedeni bu mektupta Furuğ’un çok samimi bir dil kullanarak sevdiği erkeğe istediği gibi yazmasıdır. O kitaba ve özellikle bu mektuba karşı, okurlar arasında iki taban tabana zıt tutum ortaya çıkmıştır. Birinci grup inanıyordu ki, bu mektup çok özeldir, yayınlanması Furuğ’un özeline, hanesine tecavüz sayılır. Ablası Puran Ferruhzad da bu gruptandı. Diğer grup ise,  Furuğ’un mektuplarında “özel” alan kalmamıştır. İbrahim Golestan bu gruba aittir. Ben derleyip hazırladığım ve Totem Yayınlarından (2019) çıkan, Önce Ben Öleceğim  adlı kitapta bu mektubu ilk kez Türkiye’de ve Türkçe olarak yayınladım. Kitapta eklediğim açıklamayla birlikte burada yeniden yayınlıyorum:

Okumaya devam et “Furuğ’un o mektubu”

Çocuğum sana bir vasiyetim var…

Çocuğum sana bir vasiyetim var. Çocuklar babalarının, büyüklerinin vasiyetini, öğütlerini sevmezler bilirim. Ama ben yine de söyleyeceğim. Biliyorum hoşlanmasan da okuyacaksın. Şimdi unutsan da bir gün anımsayacaksın. O zaman ikimiz de aynı kadehi paylaşmış olacağız!

Bize sakın boyunuzdan büyük işlere kalkışmayın diye dediler, kimi zaman öğüt verir gibi, kimi zaman tehdit ederek. Bizden bir bölümümüz boyumuzun ölçüsünü bile bilmiyorken evet dedik, olur dedik. Bize budur, dediler. Boyunuz bu kadardır, dediler. Bir gün baktık ve gördük ki hep budamışlar bizi ve bodur bırakmışlar. Dilimizi budamışlar, cesaretimizi budamışlar, yüreğimizi budamışlar, ruhumuzu budamışlar ve irademizi… güneşi emecek bütün yeşil yapraklarımızı budamış yolmuş yere dökmüşler. Gördük ki talan yemişiz. Bir gün baktık ve gördük ki boyumuzdan büyük işlere kalkışmak istesek dahi ölçümüz güneşi yutmaya yetmeyecek artık.

Okumaya devam et “Çocuğum sana bir vasiyetim var…”

Öldürdüğünüz gençlerin suçu neydi?

Bilindiği üzere İran’da doların 3000 Tuman’dan 15000 Tuman’a fırlamasının ardından zaten katlanılamaz olan pahalılık, işsizlik, üretimsizlik daha da yükselmiştir. Halk yoksulluk içinde kıvranırken, bu halkın emeğini sömüren bir avuç azınlığın Tahran’ın kuzeyinde milyar dolarlık kasrlar inşa edip o saraylarda keyif sürmeleri devam ederken benzine %300 gelen zam, halkın yanan yüreğine benzin dökmüş ve halkı caddelere dökmüştür. Ancak halkın barışçıl protesto gösterileri her zaman olduğu gibi en şiddetli ve orantısız güç kullanılarak bastırılmış ve yüzlerce masum ölüme yol açmıştır. Halkın itirazları yine dış güçlerin kışkırtması olarak lanse edilmiş, internet kesilmiş, birçok telefon hatları kesilmiş ve karanlık bir iletişimsizlik çevreni yaratılmıştır.

Bir grup İranlı ünlü yazar ve sanatçının İran’da bu olaylar hakkında yayınladıkları bildirinin çevirisini aşağıda veriyorum:

Okumaya devam et “Öldürdüğünüz gençlerin suçu neydi?”

Dem vuralım!

Sardunyalar

Hayyam’ı okumak ne kadar güzelse onu anlamak da bir o kadar güzeldir. Bu anlamak, sadece söylenenin ne anlama geldiği noktasına varmak değildir, aslında Hayyam’ı okumanın tadı o noktaya gelmemekte ve sürekli anlamdan anlama, gönderiden gönderiye, renkten renge geçmek, dolaşmak ve kavuşamamaktadır. Bilmecelerin iç içe geçmiş sokaklarında, bahçelerinde dolanmanın tadına benzer bu. Tam da Hayyam’ı anladığını düşünürken ve bunun şevkine, tadına varırken bu anlamaya kuşkunun işvesinin düşmesiyle başka bir anlama meyil etmenin tadıdır bu.

Kısa bir süre önce Kamkaran grubunun da icra ettiği ve bu sayfada yayımlanan iki dörtlünün ilk dörtlüsü bu türden bir anlamsal işve dörtlüsüdür.

Önce Farsçasını veriyorum. Sonra Türkçesine geçeceğim.

Ta dest ber éttefaq ber hem nezenim /  Pai ze néşat ber sere ğem nezenim

Xizim-o demi zenim piş ez deme sobh / İn sobh demi zened ke ma dem nezenim

Bu dörtlüyü, sözünü ettiğim Kamkaran icrasında altyazı olarak şöyle çevirmeyi uygun bulmuştum (burada üçüncü ve dördüncü mısraın…

View original post 402 kelime daha

evim bulutludur!

Daha önce Kamkaranların söylediği bestede alt yazı olarak verdiğim Nima Yuşic’in “Evim bulutludur” adlı şiiri bir bütün olarak yeniden veriyorum…

“Evim bulutludur” çağdaş Farsça şiirin teorik temelini atan ve ciddi örneklerini veren Nima Yuşic’in (11 Kasım 1897, Yuş, Mazenderan, İran- 3 Ocak 1960, Şemiran, Tahran, İran) musikisi, dize bölünmeleri, imgeleri ve içerik zenginliği açısından önemli şiirlerinden biridir.

Onun 120’nci doğum günü nedeniyle çevirerek yayınlamak istedim.

Evim bulutludur
Baştan başa dünya da onunla bulutludur…

Uçurumun zirvesinde
Dağılmış, harap ve sarhoş rüzgâr
Dönüp durur
Baştan başa dünya da onunla paramparça
Ve benim hislerim de onunla harap!

Aaaay neyzen!
Sen ki neyinin sesi alıp götürmüş seni yoldan uzaklara
Neredesin?

Evim bulutludur fakat
Bulutun yağası tutmuştur!

Elimden uçup giden aydınlık günlerimi düşlerim
Güneşe karşı durmuş
Seyrederim sere serpe denizi
Ve bütün dünya harap ve darmadağındır rüzgardan

Ve yolda,
Durmadan neyine üfleyen neyzen
Bulut kaplı bu dünyada
Önünde gideceği yolu…

Sardunyalar

“Evim bulutludur” çağdaş Farsça şiirin teorik temelini atan ve ciddi örneklerini veren Nima Yuşic’in (11 Kasım 1897, Yuş, Mazenderan, İran- 3 Ocak 1960, Şemiran, Tahran, İran) musikisi, dize bölünmeleri, imgeleri ve içerik zenginliği açısından önemli şiirlerinden biridir.

Onun 120’nci doğum günü nedeniyle çevirerek yayınlamak istedim.

View original post