Savaş atım / My Steed!

Ben gidiyorum savaş atım

bu meydanda çocuklar oynamalıydı

oysa cesetler çürümeye bırakılmış

arsız akbabaları görmekten yoruldu gözlerim

*

ben gidiyorum… sen de gel benimle savaş atım

bak benim dilimde konuşuyorum seninle

bilmiyorum nerede hangi şarkıyı söyler sevgilim

bu dağın ötesi yeşil bir vadi

emin değilim sonrasından

*

Gözlerin de güzeldir savaş atım

bakışlarındaki hüzün afyonlu

sözlerin akar bana o camdan

yağmur dinmiyor bir türlü

*

Aynayı yandan tutuyorum yüzüne

rüzgar yelende kararsız

başımı boynuna yaslıyorum

senin dilinle konuşuyorum suskun

birisi buna aptalca diyor hayvanca!

ah benim dilsiz “le cheval de guerre[1]

silahsızdım oysa sürüklendiğim bu savaş meydanında


[1] Claire Parnet’in Gilles Deleuze ile yaptığı söyleşiye (1996) gönderi. Fransızca “savaş atı” demek.

I’m leaving, my steed

children should be playing in this field

instead, corpses are left to rot

my eyes are tired of seeing vultures

*

I’m leaving… come with me, my steed

look, I’m speaking to you in my language

I don’t know where or which song my sweetheart sings

beyond this mountain lies a green valley

I’m not sure what comes after

*

Your eyes are so beautiful my steed

the sorrow in your gaze opium-full

your words flow to me through that glass

the rain just won’t stop

*

I hold the mirror to your face from the side

the wind on your mane blows uncertainly

I rest my head on your neck

I speak in your language silent

someone calls this foolish, animalistic!

o, my de-tongued le cheval de guerre[1]

I was unarmed, yet I was dragged into this battlefield.


[1] Addressed to the Claire Parnet’s interview with Gilles Deleuze (1996)


While creating the Literature of Silence!

Hashem Khosroshahi (Haşim Hüsrevşahi)

  1. There is no doubt that we are living in an age of great decay. A decayedness that encompasses the entire world without exception! What is decaying? What is causing the decay? What is the most defining feature of our era? Today, our world is governed by the laws of the capitalist system. The foundation of this system is based on a production and consumption relationship geared toward profit. Those who dominate this system strive to spread the idea among people that it will continue indefinitely. Since they also claim that what exists forever is the god they believe in, they seek to imbue the capitalist system—profit-driven production and consumption—with a divine yet illusory hue. People, regardless of their class, live by the dictates of these laws. Nothing, absolutely nothing, exists outside this order. Bread, education, health, information, technology, religion, love, honour, rebellion, morality, anger, literature, art, and everything else we can think of is redefined within this order, this wheel. What can be put on the market is put on the market; what is objectionable is suppressed. Wars are the product and the result of this order. Armies, police, courts, and prisons exist to protect this order. This is a scenario.

Furuğ’un Ses(ler)i: Ev Karadır’ı anımsama

İran sinema tarihinin en güçlü filmlerinden birini yirmi sekiz yaşında, hiç de sinemacı olması düşünülmeyen ve bu filmden başka karnesinde başka filmi bulunmayan bir kadın yapıyor. Ama Ev Karadır hakkındaki temel nokta, Furuğ’un kendi sesini bu filmde buluyor/yaratıyor olmasıdır. Ev Karadır, Furuğ’un en iyi şiirlerinden biri belki de en önemli şiirdir. Sadece bir eleştirmenin dediği gibi onun bu poetik belgeseli, edebiyattaki şairanelikle filmdeki şairaneliğin karması olması değil, aynı zamanda Furuğ’un Yeniden Doğuş’u onun İran’ın kuzey batısındaki cüzamlılar evinde on iki gün ikamet ettiği sırada gerçekleşmiş olmasıdır. Orada Furuğ’un sesi Eski Ahit düz yazı çevrisi ve onun filmin medyumuyla çatışması sonucunda dünyaya gelmiştir.

Furuğ işte bu cüzamlılar evinde Eyyûb’un Kitabı’nın satırlarında bir karşılık bulur: “Anımsa ki benim yaşamım rüzgardır ve gözlerim asla iyiliği görmeyecektir. Beni gören kimsenin gözü bir daha bana ağlamayacaktır ve gözlerin bana bakacak ve ben olmayacağım.” (Yedinci Bab, yedinci ve sekizinci ayetler) İlginç olan şu ki Yeryüzü Ayetlerinin dölü burada atılmıştır. Bu Kara Ev’dedir ki o “Umutsuzluğun Görkemi”nden, “Mahpus Ses”ten söz etmekte ve bu “lanetlenmiş geceden / ışığa bir yol açmaya çabalamıştır. Yeniden Doğuş’un her satırında dalgalanan tuhaf dişil-peygamberimsi sesin tınısı, o tuhaf düz yazının tercümesi ve bu tuhaf medyumun çakışması sonucudur:

‘Don’t forget!/ I beg you, God, don’t forget!/ My life is just a breath,/ and trouble lies ahead./ I will vanish from sight,/ and no one, including you,/ will ever see me again.’,

Dikey Sevgi

Daniela AndonovskaTrajkovska 3 Şubat 1979, Bitola, Kuzey Makedonya doğumlu şair, bilim insanı, editör, edebiyat eleştirmeni, pedagoji doktoru ve üniversite profesörüdür. Bitola Eğitim Fakültesi, St. “Kliment Ohridski” Üniversitesi-Bitola, Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nde çalışmakta ve Dil Sanatları Öğretimi Metodolojisi, Yaratıcı Yazma, Eleştirel Okuryazarlık, Erken Okuma ve Yazma Öğretimi Metodolojisi vb. dersleri vermektedir. Üniversite Edebiyat Kulübü “Denicija PFBT UKLO” ve Eğitim Fakültesi-Bitola’daki Edebiyat, Sanat, Kültür, Retorik ve Dil Merkezi’nin kurucularından biridir. Makedonya Yazarlar Birliği ve Bitola Edebiyat Çevresi üyesidir ve Makedonya Bilim Derneği Yayın Kurulu başkanlığını (iki dönem) yapmıştır. Bitola Edebiyat Çevresi tarafından yayınlanan “Rast”/‘Büyüme’ adlı edebiyat dergisinin genel yayın yönetmenidir ve ayrıca Uluslararası Dergi “Çağdaş Diyaloglar” (Makedonya Bilim Derneği) dergisinin genel yayın yönetmenliğini ve “Literary Elements” (Perun Artis) dergisinin editörlüğünü yapmaktadır. Ayrıca birçok şiir ve düz yazı kitabı bulunmaktadır. Bir düz yazı kitabı yayınlamıştır: “Kahve, Çay ve Kırmızı Gökyüzü” (2019),

2019 Ulusal “Karamanov” Şiir Ödülü, Makedon Edebiyat Avant-garde (2020), “Abduvali Qutbiddin” (üçüncülük, 2020, Özbekistan), İtalya’da Premio Mondiale “Tulliola- Renato Filippelli” (2021) ve şiir dalında en önemli ulusal ödül olan “Aco Shopov” (Makedonya Yazarlar Birliği tarafından 2021 yılında “Math Poetry” kitabı için verilmiştir).

Şiirleri yurt içinde ve yurt dışında birçok antoloji, edebiyat dergisi ve gazetede yayınlanmış olup, eserleri 38 dile çevrilmiştir: İngilizce, Sırpça, Slovence, Hırvatça, Boşnakça, Bulgarca, Arnavutça, Romence, Lehçe, Çince, Arapça, Türkçe, Vietnamca, Özbekçe, Bengalce, Almanca, İtalyanca, Felemenkçe, İspanyolca, Fransızca, Portekizce, Sicilya dili, Yunanca, Çince, Hintçe, Japonca, Farsça, İzlandaca, Rusça, Filipince, İbranice, Tamilce, Bengalce, İrlandaca, Ermenice, Endonezce, Malayca, Katalanca. İngilizce, Sırpça ve Bulgarca dillerinden Makedonca’ya ve Makedonca’dan İngilizceye birçok edebi eseri çevirmiştir. Şiirler yazar tarafından Makedonca’dan İngilizceye çevrilmiştir.

Dikey Sevgi

Kurma adımlı oyuncak bebek!

koridorda parıldayan uykulu ayak izleri

ve CO2 ile dolu döşemeli duvarlar

benim tanıklarımdır

senin dokunduğunda ağlayan

oyuncağın olmak istemedim

avuçlarıma ipler dikmeni istemedim

midenle benimle konuşmanı istemedim

ne de sırtımda basamaklar kurmanı

Ama hiçbir şey söylemedim

başımı öne eğdiğimde

senin düşüncelerinin yanında

Ev Karadır filminde Furuğ’un seslendirdikleri

در هاويه كيست كه تو را حمد مي‌گويد اي خداوند؟ در هاويه كيست؟
نام تو را اي متعال خواهم سراييد
نام تو را با عود ده تار خواهم سراييد
زيرا كه به شكلي مهيب و عجيب ساخته شده‌ام
استخوان هايم از تو پنهان نبود وقتي كه در نهان به وجود مي‌آمدم
و در اسفل زمين نقش بندي مي گشتم
در دفتر تو همگي اعضاي من نوشته شده  
و چشمان تو اي متعال جنين مرا ديده است
چشمان تو جنين مرا ديده است

گفتم كاش مرا بال ها مثل كبوتر مي‌بود
تا پرواز كرده راحتي مي يافتم
هر آيينه به جايي دور مي‌رفتم
و در صحرا مأوي مي‌گزيدم
مي شتافتم به پناهگاهي از باد تند و طوفان شديد
زيرا كه در زمين مشقت و شرارت ديده ام

دنيا به بطالت آبستن شده و ظلم را زاييده است
از روح تو به کجا بگریزم و از حضور تو کجا بروم
اگر بال های باد سحر را بگیرم و در اقصای دریا ساکن شوم
در آنجا نیز سنگینی دست تو بر من است
مرا باده سرگردانی نوشانده ای
چه مهیب است کارهای تو
چه مهیب است کارهای تو
هنگامي كه خاموش بودم
جانم پوسيده مي‌شد از نعره‌اي كه تمامي روز مي‌زدم

به ياد آور كه زندگي من باد است
مانند مرغ سقای صحرا و بوم خرابه ها گردیده ام
و چون گنجشگ بر پشت بام ، منفرد نشسته ام
مثل آب ریخته شده ام و مثل آنانی که از قدیم مرده اند
و بر مژگانم سایه ی موت است
بر مژگانم سایه ی موت است

مرا ترک کن مرا ترک کن
زیرا روزهایم نفسی است
مرا ترک کن پیش از آنکه به جایی روم که از آن برگشتن نیست
به سرزمین تاریکی غلیظ
آه، ای خداوند، جان فاخته ی خود را به جانور وحشی مسپار
به یاد آور که زندگی من باد است
و ایام بطالت را نصیب من کرده ای
و در گرداگردم آواز شادمانی و صدای آسیاب و روشنایی چراغ نابود شده است

خوشا به حال دروگرانی که اکنون کشت را جمع می کنند و دستهای ایشان
سنبله ها را می چیند

بیایید به آواز کسی که در بیابان بیراه می خواند گوش دهید
آواز کسی که آه می کشد و دستهای خود را دراز کرده می گوید: وای بر من
زیرا که جان من به سبب جراحاتم در من بیهوش شده است

و تو ای فراموش شده ی روزها
که خویشتن را به قرمز ملبس می سازی
و به زیور های زر می آرایی، و چشمان خود  را به سرمه جلا می دهی،
به یاد آور که خود را عبث زیبایی داده ای
به سبب آوازی در بیابان بیراه
و یارانت که تو را خوار شمرده اند
وای بر ما، زیرا که روز رو به زوال نهاده است و سایه های عصر دراز می شوند
و هستی ما چون قفسی که پر از پرندگان باشد
از ناله های اسارت لبریز است
و در میان ما کسی نیست که بداند
که تا به کی خواهد بود
موسم حصاد گذشت و تابستان تمام شد
و ما نجات نیافتیم
مانند فاخته برای انصاف می نالیم و نیست
انتظار نور میکشیم و اینک، ظلمت است
و تو ای نهر سرشار که نفس مهر تو را می راند
به سوی ما بیا
به سوی ما بیا

I’m a river and I flow – أنا نهر أتدفق

I’m a river and I flow away

I’ll keep your shadow, weeping willow

I’ll leave you my voice …

 *

I’m a river and I flow away

Steal wings and come with me, bluebird

The weeping willow follows us in this song

 *

I’m a river and I flow away

when the starry darkness descends

I’ll tell my story to the weeping willow and the bluebird

 *

I’m a river and I flow away

I release the fish of my bosom into the sees

my voice lingers behind with the weeping willow and the bluebird…

أنا نهر أتدفق

أنا نهر، أتدفق

أحتفظ بظلك، أيتها الصفصافة الباكية

وأترك صوتي معك

*

أنا نهر، أتدفق

حلق معي، أيها العصفور الأزرق

تراقبنا الصفصافة الباكية في هذه الأغنية

*

أنا نهر، أتدفق

وحين يحل الظلام المرصع بالنجوم

سأحكي قصتي لصفصافة والعصفور الأزرق

*

أنا نهر، أتدفق

أطلقُ السمك من حضني إلى البحر

تاركا صوتي خلفي

مع الصفصافة والطائر الأزرق

Beyaz Mintan

Kalbinle ruhunla geldin bana

Düşsel arınlığın basit beyaz mintanı içinde

Işıklı sağanağıydın senin eski patika yolu boyunca

Ayaklarının yeşimi, biricikliğin kızıl rayihası

*

Senin sevimli uzun incelen parmakların okşadı

Güneşin öptüğü nazik yuvarlak yanakları

 Masmavi rüzgârı doldurdun saçlarına

Ve hava dağlarını odama estirdin

*

Seni duydum ses ve sözcükler olarak:

Senin ruhunu soludum her nefesimde

Esinim benim aydınlık dizelerimi ördü senin beyaz giysine

Küçücük yapraklar dışarıda hazla titreşirken

*

Gün boyu keyifle geçirdik birlikte

Bana bonkörce kucak dolusu mutluluk verdin

Senin lekesiz bahara benzer mintanın yumuşacık salınımı

Ruhumuzu gönderdi cennetsi yuvalarına

sağır mı oldun Hatçe?