mavi Karadeniz…
Yazar: Haşim Hüsrevşahi
ben barbarım!
ben barbarım uslanmaz cinsten bir barbar
dolunayda haykırırım tutulmuş güneşte
kömür madenlerim var ağzımda
çelik dişliler saklarım bilenmiş dişlerimde!
baaak!
ben barbarım
kardeşiyim ergen aydınlığın
güneş penceremi kırarak girer odama
bahar avuçlarımda çiçeklenir
analarımın karnında yaz büyür
alev emişiriz, delişmen kan
Okumaya devam et “ben barbarım!”
Bi fincan kahvenin hatırı…
Azalya’nın kapak tasarımı hakkında
Arkadaş yayınevinden 2011 yılında yayımlanan Azalya adlı romanımın kapak tasarımı hakkında arkadaşlardan çok güzel ve ilginç fikirler ileri sürenler, bu arada benim de düşüncemi soranlar oldu. Kısa bir not düşmeyi uygun buldum.
Grafik Kanada’da yaşayan arkadaşım Homa Bahadouri’ye[1] aittir. Tasarımını birlikte yürüttük. Yaklaşık 3-4 aylık bir çalışma ve onlarca tasarım ve değişiklik sonrasında ortaya çıktı.
Zemin siyah, kara, karanlıktır. Bu zemin bir döneme, bir zaman dilimine, bir düşünce tarzına ya da bir kültürel zemine gönderi yapmakta. Romanın temel tematiğinden yararlanarak yaratılan bu tasarımla ilgili bütün düşünceler işte bu karanlık zeminde kendini göstermekte. Zeminin rengi, bütün sayfayı kapsayan ve mutlak karanlığa gönderi yapan bir siyahlıktır.
Romanın adı kırmızı, kızıl renkte yazılmıştır. Bu kırmızılık ya da kızıllık ateş, kan ve isyan göstergesi olarak seçilmiştir. Azalya sözcüğünün fontu yumuşak, dışa dönük ve hareketlidir ve dişil bir duruşu simgelemekte. Yazarın adının da aynı renkte oluşu, yazarın kaderinin de bu yazının kaderiyle ortak olduğunu belirtmek içindir. Ancak font değişmiştir. İnce olsa da daha katı bir hal almıştır.
Ben ne bileyim!
Mevlana’dan deli olup da delirten bir gazel: Men Çe Daanem (Ben ne bileyim!)
Çeviri için cesaretim affola!
Hayyam-
1- Hayyam’dan dörtlüler, Kamkaran icrasiyla
Yeni yıl daha insanca olsun!
Ezilenlerin ezilmişlikten kurtuldukları, kandırılmış kitlelerin kandırılmışlıktan kurtuldukları, savaşların olmadığı, açlığın, yoksulluğun olmadığı, eşit, özgür… kısaca insanca düzenin egemen olduğu bir dünya dileği ile yeni yıl insanlara kutlu olsun!
sen, o mutlak ateş!
“Sen, o mutlak ateş. Dilimin ilk sözcüğü. Gökler ve denizlerim arasındaki öyküm. Dört rüzgâra okuduğum bitimsiz şarkılarım. Sen, o mutlak ateş; denizlerimden ağan ve denizlerime dökülen ateş… Yedi dil açtım yedi ikliminde, yedi dilinle okşadın yedi yerimden öptün kutsadın…
Saçlarının arasında sakladığın altı rüzgara hüküm süren o kutsal soluğu bırakıyorsun yanaklarıma… yanaklarımda senin ateşin çiçek açar… şimdi kara bakışlarını görebiliyorum. Kara gecelerimde yanıp sönen parlak yıldızlarını. Dört yönden esen dört rüzgar senin saçlarında çiftleşirler. Rüzgarın ıslık çalmayı öğretti yılanlarıma, buğday başaklarıma esmeyi, çalgılarıma nağme öğretti, acılarıma iniltiyi, kulaklarıma o ateşli mırıltıları…
Zebur’dan bir şiir
Bölüm 4
Erkek:
1- Ah, ne güzelsin, aşkım, ah, ne güzel!
Peçenin ardındaki gözlerin güvercinler gibi.
Siyah saçların Gilat Dağı’nın yamaçlarından inen
Keçi sürüsü sanki.
2- Yeni kırkılıp yıkanmış,
Sudan çıkmış koyun sürüsü gibi dişlerin,
Hepsinin ikizi var.
Yavrusunu yitiren yok aralarında.
Paşa’nın Yeğeni Nasıl Hızlı Büyüdü? -3-
Hümayun’un canı sıkılmıştı. Akşama, otelde görüşmek üzere ayrıldılar. Hümayun’un kafasını meşgul eden başka bir şey daha vardı, kulağında babasının sesi tınlıyordu: “Halletmelisin!” Ama Erdelan giderse birçok şeyi de kendisiyle götürür. Birçok irtibat halkası da kopar. “Paşa Amcan yetmemiş gibi… zavallı Meryem… o salağın bunu bilmesi gerekirdi… aslanın kuyruğu ile oynanmaz… Halletmelisin!” Hümayun’a göre Erdelan, Almanya’yla yakınlaşarak gerçek dostlara sırt çeviriyordu. “Fransa’da, Almanya’da kimleri buldu acaba? Ya Kore’de?” diye düşündü. Erdelan akşam, otelin lobisinde oturmak istedi, Hümayun, odaya çıkmalarını önerdi. Sağ eliyle Erdelan’ın sırtını hafifçe okşarken, sol eliyle, beline hoş bir ağırlık veren silahını yokladı.

