Biricik sevdam bunu yapma bana dedim ve gittim. O yıllar toy bir fırtınaydım. Senin dağlarından kopan fırtına, sana dönmekten korkan fırtına. Saçlarımı ondan kısa kestirmiştim. etek giymedim bir daha. O cumartesilerin alevi dindi sonra. Okyanusların dibinde patlayan volkanların susması gibi. İçime çöktün. Senden uzaklaştıkça kulak diplerime daha yaklaştı sesin. Gözlerini küllerimin altına sakladım. Sana ihanetlerimle kendimi yaraladım bir tek. Yıllar geçmiş ama sen hala o kapının aralığında durmuş bana bakıyorsun, gülüyorsun… ben seni unuttum ve kaçtım. Derbederlikler sonrası. Bir mutlu dünya kurmak için çırpındım. Kendim için değil. Bütün insanlar için. Olmadı. Çok işkence ettiler. Saçlarım hala kısaydı. Gözlerimdeki ışık söndükçe söndü… seni kaybettim. Biricik sevdam ne zalimmişsin meğer. Hala şuramdasın. Öyle bakma. Bunu yapma bari.
Yazar: Haşim Hüsrevşahi
Dancing Chapulerin
ahlakın sınanması
Abraham Linkoln: Birinin ahlakını sınamak istiyorsanız ona güç verin!
Resim ve açıklamaya gerek yok…
Chapuling of Chapulers!
Yorumsuz…

Duyan var mı?-1
Canım Ana…
Alim Qasimov ve Kızı Ferqana söylüyor
Fikret Amirov’un bestesi “Kör Arabın Şarkısı” (Söz: Hüseyin Cavid) ve Üzeyir Hacıbeyov’un Köroğlu operasından Şikeste parçası
ne éşq olaydı, ne aşiq, ne nazlı afet olaydı,
ne xelq olaydı, ne xaliq, ne eşki-hesret olaydı.
ne derd olaydı, ne derman, ne sur olaydı, ne matem,
ne aşiyaneyi-vüslet, ne bari-firqet olaydı.
ŞUR…
Azerbaycan'ın büyük bestekarı Fikret Emirov'un ölümsüz semfonik eseri: "Şur"
İlk Ölen Ben Olacağım
Furuğ Ferruhzad’ın kardeşi Feridun Ferruhzad’a yazdığı son mektuplardan:

13 Ekim 1959 salı
Sevgili Feri, haberlerini sürekli gazetelerde okuyorum. Belli ki işlerin bayağı ilerlemiş. Salaklık etme, başka işler yapma fikrini kafandan çıkar. Sen bilmiyorsun, bilmiyorsun, bilmiyorsun ve yine de bilmiyorsun… …
Ben burada ne oldum ki sen olmak istiyorsun? İki yıldır Almanca şiir yazıyorsun ve kendin için bayağı bir adam olmuşsun. Ben 10 senedir şiir yazıyorum ve hâlâ da 50 Tuman’a ihtiyacım oldu mu başımı ellerimin arasına alıp bahtsızlığıma ağlamalıyım. Bir kitap bastırmak istediğimde, yayıncılar zorla ellerini ceplerine sokuyorlar ve telif hakkı olarak bin Tuman veriyorlar ve kitabı da bin defa homurdanarak basıyorlar. Dahası kitabın en fazla 2 bin tirajla basılınca da mağazaların vitrinlerinde bekliyor ki 50 tanesi satılsın sonra da dört ahmak, okuması yazması olmayan, düşüncesiz dört tane rezil dergide -ki başından sonuna kadar konuları baldır bacaktır ya da yemek tarifi ve korkunç cinayetler-, kalkıp ve sanat eleştirisi adı altında seninle alay etsin. Bu kadar. Sen bunları bilmiyorsun. Çalışıyorsun ve işinde de başarılısın. Neden gelmek ve bir avuç ahmak arasında ünlü olmak istiyorsun? Bunun senin için ne değeri var?



