Yadımdan çıx!

yadımdan çıx héy dilimin ucunda qal

ya da gel birbirimizin daşında sınaq

calanaq birbirimize

yél olaq birbirimizde esek

birbirimizin torpağına qarışaq

gel sözümüz menasını birbirinde itirsin

eslen gel birbirimizin küçlerinde qaçaq

ya da gizelnpaç oynıyaq birbirimizde

sen mende gizelne men sende…

gel birbirimizin dağında nefes nefese düşek

denizinde birbirimizin nefessiz qalaq

sévişek terimiz birbirine qarışsın

birbirimizin ağzında dincelek sonra

bir çay kimi ya da zencirini qoparan bir sél kimi

birbirimizde axaq suyumuz birbirine qarışsın

ya da eslen men sende eriyip qurtulum

sen élece bax

bilirsen ki sen yanımda olanda menim yanım yox olar

menim yanımda olanda sen eslen men yoxam

men sende itende dilinde tap meni

tapanda öp meni

tapmaca dé mene

sen menim möcüzem ol

yadımdan çıx héy dilimin ucunda qal

haşım xisroşahi

[unutayım seni dilimin ucunda kal

ya da gel birbirimizin taşında kırılalım
boca olalım birbirimize
rüzgar olalım eselim
karışalım birbirimizin toprağına

sözlerimiz anlamını yitirsin birbirinde
iyisi birbirimizin sokaklarında koşalım
saklambaç oynayalım ya da

sen bende gizlen ben sende…

gel birbirimizin dağında soluk soluğa kalalım
denizinde soluksuz kalalım birbirimizin
sevişelim terimiz karışsın birbirine
birbirimizin ağzında soluklanalım sonra
bir ırmak gibi ya da zinciri koparan bir sel gibi

birbirimizde akalım
suyumuz karışsın birbirine
ya da en iyisi ben sende eriyeyim kurtulayım sen öylece bak!

biliyorsun sen yanımdayken benim yanım yok olur
yanımdayken sen ben yokum aslında
ben sende kaybolduğumda dilinde beni bul
bulduğunda öp beni
bulmaca söyle bana
mucizem ol
unutayım seni sonra hep dilimin ucunda kal!]

Aşıklar meclisinde raks edenler!

Nisan’ın bu günleri unutulmaz bir kahramanın öyküsünü anımsatır biz Tebrizlilere.

Geçenlerde birisi bir medya hesabında bir not düşmüş. Korona’yla mücadele eden Tebriz’de bir hastanedeki sağlık çalışanlarının giysilerinin arkasında şöyle yazılıymış:

Şayet biz kesilen baştan korkuyor olsaydık / Aşıklar meclisinde raksa kalkmazdık!

Aslında bu dizelerin önemli tarihi bir hikayesi var. Yüz yılı aşkın geçmişe dayalı bir hikâye. Şiir şöyle başlar:

Yat yorganın altında uyanmak yasaktır!

Tebriz’de Ayrılmaz adlı halk şairi ve aşık, bir ev meclisinde, misafirlikte söylediği şiiri okuyor:

Zülmün kasası başdan aşıb daşdı Amirza!

Mundan bu yana işlerimiz yaşdı Amirza

Sen qıl namazı tut orucu éyle sevabi

Qoy kafir aparsın aci içqiyle şerabi

Erbablara Allah yaradıb cüce kebabi

Yoxsulların artıq yediyi aşdı Amirza

Mundan bu yana işlerimiz yaşdı Amirza

Son Çarşamba (Axir çerşenbe) şenliği!

Yarın güneş yılının son çarşambasıdır. 21 Mart ise yeni yılın ve ilkbaharın ilk günüdür. Doğu halkları (Türkler, Farslar, Tacikler, Kürtler…) bu arada özellikle İran Türkleri ve Azerbaycan Cumhuriyeti, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan Türkleri yılın son çarşambasını bir şenlik havası içinde yolcu ederler.

Anımsarım Tebriz’deyken (ve sonraları Tahran’a göç ettikten sonra) sokağımızın ortasında ateş kümeleri yakar ve mahalleli genç yaşlı üzerinden atlar ve bağırırdık: Atıl matıl çerşenbe, bextim açıl çerşenbe! Böylece hastalıkların çöküntüsünü, suskunluğunu, solgunluğunu ateşe verir ve onun canlılığını, kızıllığını ve devingenliğini aldığımıza inanırdık. Bazen kızlar su üzerinden atlar ve aynı şekilde bağırırlar, ya da “Ağırlığım, oğurluğum, derdim belam tökülsün, sular alıb götürsün!” derlerdi.

Son Çarşamba gecelerinde babam elinde birkaç dolu kese kağıdıyla gelirdi eve. Annem kocaman bakır tepsiyi salonun ortasına koyar ve babam kese kağıtlarını tepsiye boşaltırdı: leblebi, kuru üzüm, badem içi, fıstık, ince kabuklu badem (fılıx derdik ona), ceviz içi gibi kuru yemişleri tepeleme yığardı. Annem hepimizin payına düşeni verirdi. bir kısmını ayırırdı. Biz çocuklar da bilirdik bu ayrılan kısım bizden daha yoksul olanın ve çerşembe yemişi alamayanların payıdır. Annemiz bu payı ayırdığı için sevinirdik. Sevinmek için ne de çok sebebimiz vardı. Babam köşesine geçer yaslanır duvara, bizim hay-küyümüz, gürültü patırtımız dinince çağırırdı yanına başlardı bir masal anlatmaya. Biz bir yandan yanımızdakinin yemişinden çalıp güler bir yandan babamızın bıyık altından bize gülümsediğini izlerdik. Mutluluk bir babanın masalıyla gelirdi evimize. Bir annenin kendine ve babamızın önüne koyduğu sıcak çayıyla gelirdi evimize. Yaşam sadeydi. Ev sıcaktı. Mutluluk bonkördü.

Neyse!

Hepinizin Son Çarşambası kutlu olsun. Hastalıkları evinizden alıp götürsün, sağlık, dirçlik, esenlik dolu günler armağan etsin.

چهارشنبه سوری یا چهارشنبه سوزی؟ | پاسخ از ما
Atıl matıl çeşenbe, bextim açıl çerşenbe!
چهارشنبه سوری و فانوس‌های سبز | جامعه | DW | 14.03.2012

Yaz! Hakkını savunan idam edilir!

Temmuz 2012’de İranlı sinema oyuncusu Golşifte Ferahani’nin çıplak fotoğraflarının önce Fransız gazetesi Le Figaro’nun internet sitesinde ve daha sonra da birçok sosyal medya mecralarında yayınlanınca İran’da ve dışarıda büyük yankılara ve geniş tartışmalara yol açtı. Ferahani 2008 yılında Leonarda DiCaprio ile rol aldığı Yalanların Bedeni (Yalanlar) adlı filmde kısa süreyle tek memesini gösterdiği için İran’a girişi yasaklanmıştı. Golşifte kadınlara karşı uygulanan cinsiyetçi tutumları protesto için Jean B. Monidno’nun “Bedenler ve Ruhlar” adlı çalışmasına katılmış ve çıplak pozlar vermişti.

tuhaf bir mevsimdir

tuhaf bir mevsimdir

şarlatanlarla aptallar mevsimi

pınar başında haramiler

nar yarılması bir yağmurdan

nar kızılından ne beklenir?

putlarla kuzular mevsimidir
dünya büyüklüğünde bir çan olsan çalsan
secde saati geldi sanır putlar

salhaneye koşar kuzular
 
leylak sokağından ne beklenir?

şiir: h.h.

Sürü Psikolojisi: Bir Beyin Uyuşukluğu | KreatifBiri
<p value="<amp-fit-text layout="fixed-height" min-font-size="6" max-font-size="72" height="80">