Aşıklar meclisinde raks edenler!

Üç yüz kızıl gül bir de Nasrani / Bizi kesilen başla mı korkutuyorsun?

Şayet biz kesilen baştan korkuyor olsaydık / Aşıklar meclisinde raksa kalkmazdık!

Bu şiirin şairi belli değil. Ama yazıldığı yer bellidir: Tebriz.

Hikayesi ise şöyledir:

1906 yıllarında Meşrutiyet için ayaklanan Tebriz halkı büyük zorluklarla karşı kaşıya kalmıştı. Tahran’da oturan Muhammed Ali Şah’ın ordusu, yerel feodaller, yobaz din tüccarları ve başta Ruslar ve İngilizler olmak üzere dış güçler bu devrime karşı güç birliği yaparak devrimin belini kırmaya çalışıyorlardı. Muhammed Ali Şah parlamentoyu Rus Kazakların eliyle topa tutmuş ve yeni bir baskı dönemi başlatmıştı.

1907 yılı sonbaharında Howard Baskerville adlı genç bir Amerikalı Tebriz’deki Amerikan Memorial okulunda tarih öğretmeni olarak bu şehre adım attı. Tebriz halkı ise iki yiğit evladı Settar Han ve Bagır Han liderliğinde meşrutiyet devriminin yıkılıp yok olmasını önlemek için mücadelesini sürdürüyordu. Şah sonunda Tebriz’i kuşatma kararı aldı. Açlık, kıtlık, yokluk, ilaçsızlık, hastalık şehirde hükümran oldu. Sokaklar açlıktan ölen insanlarla doluydu. İşte tam o sırada Howard bir grup gönüllü meşrutiyet yanlısı insanla Kurtuluş Tugayı‘nı organize etti. Howard askerliğini Amerika’da yapmıştı. Kendi deyişi ile ölülerin hikayesini anlatan bir nakkal olacağına gençlere silahlı mücadeleyi öğretmeye karar vermişti. Bu arada yakın arkadaşı Seyid Hasan Şerifzade hayatını kaybeder. Bu kayıp Howard’dı derinden etkiler. Amerikan konsolosunun eşi ondan meşrutiyetçilerin safından ayrılmayı istediğinde o şöyle yanıt verir: “Bu insanlarla aramızdaki fark sadece doğum yerlerimizdir. Bu ise önemli bir fark değil!”

Tebriz’in gençleri onun liderliğinde şahın kuşatmacı kuvvetlerini püskürtmek savaşını sürdürmeye kararlıydı. Baskerville’in dostu, öğrencisi ve tercümanı Sadık Rızazade Şafak şöyle anlatır:

“Nisan 1909’da Kurtuluş Tugayı’ndan küçük bir grup kuşatmayı delerek etraf köylere gidip az da olsa şehre gıda getirmeleri istendi. Howard Baskerville bu görev için gönüllü olarak Settar Han’dan silah talep etti. Settar Han, onun ve arkadaşlarının silahlı mücadelede yeterli deneyimleri olmadığından onlara silah vermek istemiyordu ancak sonunda silahlanmışlardı. 15 Nisan günü Howard, arkadaşları ve bir gazeteci (D.C. Moore) bu görev için harekete geçerler. Tebriz’de sadece bir günlük gıda kalmıştı. Settar Han’a vaat edilen toplar ona teslim edilmemişti. Tüm kısıtlı imkanlara rağmen Settar Han’ın güçleri 19 Nisan sabahı saldırıya geçme kararı alır. Plana göre Baskerville ve arkadaşları Meşrutiyetin baş düşmanlarından Samad Han ve Kazakların olduğu kısma saldıracaklardı.”

Kurtuluş Tugayı üyesi Mehdi Alevizade konu hakkında şöyle yazar:

“… Samad Han’ın güçlerine saldırılacak sabahın gecesinde Baskerville arkadaşlarının Tebriz Emniyeti binasında toplanmalarını istedi. Ancak bütün gruptan sadece 11 kişi gelmişti. Diğer gençler gelmemişler ya da anne babalarından izin alamamışlardı! Ama diğer meşrutiyet mücahitlerinden kalabalık bir grup gelmişti. Oradan Karaağac’a hareket ettik. Orası meşrutiyet mücahitleri ve topçularla doluydu. Bizi bir camiye götürdüler. Birkaç saat dinlenmemiz istendi. Baskerville bir an bile yerinde duramıyordu. Caminin içinde bile bize sportif hareketler yaptırıyordu…”

Başka bir grupta yer alan gazeteci D. C. Moore şöyle anlatır:

“Ben önce duydum ki Howard düşman hatlarına yaklaştığında 150 savaşçıdan sadece beş kişi ayakta kalmış. Sonraları bana bu rakamın 9 ya da 10 olduğunu söylediler.”

Baskerville’in dostu Sadık Rızazade Şafak Şamgazan savaşını şöyle anlatır:

“18 Nisan gecesinde hazır ol emri şehirde yayıldı. Bizim hedefimiz Şamgazan’dı. Bizim grubumuzda ellisi Baskerville’in Kurtuluş Tugayı mensuplarındandır. Yaklaşık bir saat yürüdükten sonra Şamgazan’a vardık… Bir bağdan geçip bir sokağa çıkınca Baskerville aniden baskın emri verdi. Onun arkasındaydım. Birkaç kişi bizimleydi. Etraf sessizlik içindeydi. Hava aydınlanmamıştı henüz. Tam o anda, tam da karşıdan bir sıra kurşun üzerimize yağmaya başladı. Baskerville hemen cadde kenarında yere attı kendini, biz de ona uyarak küçük bir toprak yığını arkasında yere yattık… Hüseyin Han ve diğerlerinin ısrarıyla bir arkın içinde yatan Baskerville’e, biz yol açıncaya kadar kalkmamasını haykırıyordum. Ama ne yazık ki o benim bağırmalarımı dikkate almadı. Göğsü üzerinde sürünerek yandaki bağa geçti. Bağın duvarı onunla bizim aramıza girdi. Birkaç dakika geçmeden yandaki siperlerden haykırışlar duyuldu: ‘Amerikalıyı vurdular!’ diye. Anlaşılan o bağda kalkmak istemiş. Onu yerde yatarken bulduk. Göğsünden kan akıyordu. Kurşun yağmuru altında onu kendimize doğru sürükledik. Duvar dibinde kendi göğsümüze yatırdık. Biri “Yaşıyor!” diye bağırdı. Ancak çok geçmeden o parıltılı gözlerini yumdu ve son nefesini vererek dünyanın bu unutulmuş köşesinde Şamgazan’ın kanlı topraklarına düştü.”

Amerika, Rusya ve İngilizler devletlerinin desteğini alan Asuri ve Ermeni milliyetçileri Hoy, Urumiye, Selmas ve İran Azerbaycan’ının diğer kentlerinde, Müslüman nüfusu temizlemek, Türkleri yurtlarından etmek, yedi bin yıllık Türk şehri Tebriz’i Ermeni kenti ilan edip büyük Ermenistan yaratmak hayaliyle eşi benzeri görülmemiş katliamlar gerçekleştirirlerken bir Hristiyan Devrimci dünyanın aynı köşesinde, tanımadığı insanların özgürlüğü için canından oluyor ve o şehirdeki Ermeniler mezarlığında toprağa veriliyordu. Birinci dünya savaşı tarihi, öncesi ve sonrası iyi okunmalı. Dünyaya egemen olanların yazdığı uydurma tarihlerle gerçekler ancak hasır altı edilmiştir.

Tebriz halkı Howard Baskerville’i kendi öz evladı gibi bağrına basar. Büyük bir sevgi seli arasında Tebriz’de toprağa verilir. Lider Settar Han, onun silahının üzerine adını ve ölüm tarihini kazdırıp İran bayrağına sararak Amerika’ya Howard’ın annesine gönderir. Tebriz halı emekçileri onun resmini bir halıya dokur. Onun heykeli halen Tebriz’deki Meşrutiyet Evi’nde ziyaretçileri karşılamaktadır. 1885 yılında Amerika’nın Nebraska eyaletinde doğan Howard Tebriz’de kendi idealleri ve bir halkın özgürlüğü uğruna savaşırken hayata gözlerini yumar. İşte bu şiir Howard Baskerville ve onun üç yüz silah arkadaşları için söylenmiştir:

Üç yüz kızıl gül bir de Nasrani / bizi kesilen başla mı korkutuyorsun?

Şayet biz kesilen baştan korkuyor olsaydık / Aşıklar meclisinde raksa kalkmazdık!

هوارد باسکرویل
هوارد باسکرویل و عقاید و زندگی عجیب | امریکایی ایران دوست - ایران تراول
Hepsi içinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s