Usta yazar, şair, gazeteci, eleştirmen Tarık Dursun K bugün saat 16’a yaşamını yitirdi…

Usta yazar, şair, gazeteci, eleştirmen Tarık Dursun K bugün saat 16’a yaşamını yitirdi…

Ziba Kerbasi’nin kendi icrasıyla Azerbaycan Türkçesinde kendi şiiri:
Bu şiir Eylül 2009’da yazılmış… Tercümesini sonra vereceğim…

Çe diyor ki:
Size kısa bir şiir okumak istiyorum. Merak etmeyin! Merak etmeyin onu ben yazmadım! Bu birkaç satrılık şiir, ümitsiz bir adamın tarafından yazılmıştır. Çok kötü bir anım var. Şöyel der:
“Demek sitediğm, kimse, çapayı daha güneşin ritmiyle sallamamış
Ve kimse daha ürünü aşkla ve bereketle toplamamış!”
Öğrenmişiz sana sevdalanmayı
Tarihin zirvesinde
Cesaretten bir güneş gibi sen
Ölüm yatağında yatıyorsun
Senin derin buradalığın
Şimdi daha açıktır
Komutan Çe Gevara!

Halkın ağalar, beyler ve paşalara karşı başlattıkları isyanın ve Köroğlu (Rövşen) liderliğindeki halk kahramanlık öyküsünün sanatsal benzersiz icrasıdır. Üzeyir Hacıbeyev’in ölümsüz bestesi, Memmed Seid Ordubadi’nin şiirleri, Lütfiyar İmanov’un (Köroğlu) ve Fidan Qasimova’nın (Nigar) ve diğer sanatçıların olağanüstü icralarıyla… Ölümsüz eserin birinci ve ikinci perdeleri:
“…
…
Sen bende bir cinayet işledin. Bunu şişedeki son şarabı kadehe doldururken biliyordun. Benim denizlerimde günbatımını beklerdin. Sahilimde durup izledin. Ölü balıkların dansı olmaz. Bunu biliyordun. Attığın çığlıkların durdu duracaktı. Dudaklarımdan öptün. Gülümsedin. Bir katil kurbanını nereye kadar izleyebilir? Nereye kadar öper onu? İpuçlarını teker teker yaktın. Tanıklarının ayaklarına kayalar bağlayıp denizlerime attın. Ben senin cesedin, senin suç ortağın, senin cinnetinin alevli dansı, senin rüya gören sol gözün ve ağlayan sağ gözündüm. Ben sana ihanet eden son Yahuda!
…
…”
(Bu hepimizin rivayetidir-4, h.h.)
…
dünya güvercinlerinin kanadını sererim yaralarınıza
toplarım dünya analarının saçlarını ağıtınıza yolarım
dünya babalarının yumruğunu vururum göğsüme
aaah umut gülüşlü güneş yüzlü çocuklarım
paramparçadır bundan böyle kalbimiz
paramparça edilmiş gövdeleriniz gibi
…
(h.h.)

Savaş meydanlarında baştan başa yaralı serili
ve savaşan o serili gövdeler
sıcak buğay tarlası fıskiyeleri gibi fışkırır ve serpilir
kuru silik sesle akıntılara.
Kan hep göklere doğru yağar
ve orada yatan yaralar
deniz kabukları gibi ses verirler
yaraların içindeki firarın aceleciliği
dalgaların kokusuyla…
Kan deniz kokar, ve tatlar deniz gibi ve şarap mahzeni.
denizin şarap mahzeni, sert şarabı, kırıp açar
yaralı adamın boğulup çırpındığı yerde
ve çiçeklendiği ve kendini nerede olduğunu bulduğu yerde.
Ben yaralıyım: bana bak!
daha çok cana ihtiyacım var!
sahip olduğum pek küçüktür
yaralarımdan kaybedeceğim kanı teslim etmem için
söyle bana kim yaralanmış?
Benim hayatım mutlu çocukluğu olan bir yaradır.
yaralanmamış adama yazıklar olsun
ve yaralıyı yaşamla duyumsamayana
ve asla yaşamda uyumayanı
ve haz dolu yaralıyı.
Bir adam hastanelere keyifle gidiyorsa
yarı açık yaralar bahçesine çevirir
kanla boyalı kapılarıyla
cerrahi odalarının önünü
açan zakkumlara…
(İngilizceden ç: h.h.)

Hazin
O renkli çanları kuşandı
Haz ve eğlenme yüz örtüsünü
Anlatılarını
Dilinin ucunda kuşattı
Kriz anlarında
Onu ihanete götüremesin diye
Ve o
Uçarı
Goher markalı ayakkabılarıyla aylak aylak dolaştı
Gece kadar yalnız
Tek bir yıldız onu beklemeksizin
Gözlerimden başka.
Kuş göz eriminde kanat çırpıyor
Anımsa
Kurşunlar sıkılıyor bir uçtan bir uca
Anımsa beni
Bu ebedi yolcuyu
Hayatım boyunca
Dört nala gitmek istemişim
Ama mezarımın sınırları genişlemedi.
(Bu bilgiler Arap Modern Edebiyat Dergisi Banipal’den alınmıştır)