Tebrizli Şems’in Makalatından Çevirdiğim bir Parça:

Sen Konuşur musun Dinler misin?

Ey efendi, adetim budur, biri benim yanıma gelse sorarım ona, “Ey efendi, sen konuşur musun yoksa dinler misin?”

Şayet, “konuşurum,” derse, üç gece gündüz dinlerim onu peş peşe, ta ki o beni bırakıp kaçar. Şayet, “dinlerim,” derse, söylerim.

Küçüklüğümde, bana şaşılası bir olay oldu. Kimsenin benim halimden haberi yok, babam beni bilmez.

O derdi bana, “Evvela ki sen deli değilsin. Bilmem ki ne yoldur senin. Riyazet terbiyesi de değil…” ve falan filan!

Dedim ki ona, “Benden bir söz duy! Seninle benim aramdaki şuna benzer ki ördek yumurtasını ev tavuğunun altına koymuşlar. Kuluçkaya yata ve ördek yavruları çıkara. Ördek yavruları yumurtayı kırmışlar, anneleriyle su kenarına gelmişler ve suya girmişler. Anneleri evcil tavuktur. Suyun kıyılarında dolaşır, suya girmeye imkân yok. Şimdi, baba, ben deniz görüyorum bineğim olmuş ve benim vatanım ve halim bu işte. Şayet sen bendensen ya da ben senden, gir bu denize, şayet değilsen git evcil tavukların yanına! Bu ise seni asmaktır.”

“Dostla böyleysen, düşmanla ne edersin!” dedi.

Bu sözdü ki küçüklüğümde iştihamı kesmişti. Üç dört gün geçmiş, bir şey yememişim. Halkın sözünden değil, belki nedensiz nasılsız sözden.

Baba derdi ki, “Eyvah oğlum! Oğlum bir şey yemem diyor.”

“Zayıf düşmem,” dedim, “gücüm senin istediğin gibidir. Bir kuş gibi uçarım delikten.”

Her dört günde bir, az uyku hali galip olurdu ve bir anlık gidip dönmeler. Lokma inmezdi.

“Ne oldu sana?”

“Bana bir şey olmadı. Deli miyim? Kimselerin giysilerini mi yırttım? Sana mı saldırdım? Senin giysilerini mi yırttım?”

“Bir şey yemiyorsun?”

“Bugün yemem.”

Ertesi gün ve ertesi ve sonrası gün. Hemşeri ne ola? Babamın benden haberi yoktu. Ben kendi şehrimde garip, baba bana yabancı. Yüreğim ürkerdi ondan. Bana saldıracak sanırdım. Şefkatle söz ederdi. Sanırdım ki beni dövüyor, evden atıyor. Derdim, şayet benim manalarım onun manalarından doğmuşsa, öyleyse bu onun sonucudur, ona alıştın ve tamamlandın onunla.

Ceddim –o ihtiyar baba- ve Atabey Bubekir ki hızlı bir ok ve çepeçevresinde silahlılar ve o onların ortasında yalnız sürerdi (işareti de şu ki herkesten bir boy daha boyluydu), oturmuş toprağa. Dedi ki, “Falancanın oğlunu koruyun. Keşke büyük olsaydım ve gen, onun hizmetine bir ömür koysaydım!”

Deliydi ve gizli saklılardan söz ederdi. Sınamak için, bir eve soktular, dışarıda buldular onu. Bir gün babam benden yüz çevirmişti ve insanlarla konuşuyordu. Öfkeyle, babama doğru geldi, yumruğunu sıkmış, “Şayet bu çocuğun hatırı olmasa (beni göstererek) aldığım gibi seni suya atardım!” dedi.

Su öyle ki fili devirirdi, tuz çölünde akıyordu.

Sonra döndü bana, “Zamanın hoş olsun,” dedi ve saygı gösterip gitti.

Asla zar oynamadım, iltifat olsun diye değil, tabiatım. Elim hiçbir işe varmıyordu. Nerede vaaz olsa oraya gidiyordum.

Kimde ki maya olsa, Resul ve Nebi o mayayı akıtıp yol buldurur. Maya olmasa hangi yolu buldursun?

Gördüm ki ev ve bütün şehir onun etrafında dönmekte ve ufukta bir ışık ki hiçbir dilde onu betimlemek mümkün değil. Yukarıya baktım, evin tavanını görmedim.

Babam bana o haldeyken, “Ah, yavrum…” diyor ve iki gözü iki çeşme, kan yaş. Bu halde, başka bir söz etmek istedi, çenesi tutuldu ve çarpıntıya yakalandı ve o halde gitti.

(h.h., 10,01,2014)

 Şems’in mezarı olduğu söylenir, Azerbaycan’ın Hoy kentinde!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s