Sohrab Sepehri: susyun ayak sesi

Suyun Ayak Sesi, Shorab Sepehri’nin en bilinen şiirlerinden biridir. Yaptığım çevrinin bir bölümünü aşağıda aktarıyorum… iyi okumalar!

Kaşanlıyım
fena sayılmaz yaşamımsohrab
bir parça ekmeğim, bir parça zeka, iğne ucu zevkim var
bir anam var yapraktan da iyi
dostlarım var akan sulardan daha hoş
ve bir tanrım var buralarda bir yerde
bu şebboyların arasında, bu uzun çamın altında
suyun bilinci üzerinde, yasasında bitkilerin

ben Müslümanım
kıblem bir kızıl gül
namaz yerim pınarlar, alın koyduğum yerdir ışık
ovalardır seccadem
ben pencerenin kalp atışıyla alırım abdesti
namazımda ay akar
onda ışık tayfı akar
namazımın arkasında taş görünür
namazımın zerreleri billurdan
ne zaman ki rüzgar servilerde ezan okur
kılarım ben namazı
ben namazı otların tekbirinden sonra
dalgaların kad-kametinden sonra kılarım
Kabe’m su kenarındadır
Kabe’m akasyaların altında
Kabe’m benim bir meltem gibidir
bahçeden bahçeye şehirden şehre eser
benim Hacerül Asved’im bahçenin aydınlığıdır

Kaşanlıyım
işim ressamlıktır
kahtan bir kafes boyar satarım sizlere ben
orada hapsolan gelincik şarkısını dinleyip
tazelensin diye yalnızlığı kalbinizin
ne hayaller, ne hayaller… bilirim
tuvalim cansızdır
iyi bilirim çizdiğim havuz balıksızdır…

Kaşanlıyım
soyum belki de
Hindistan’da bir ota varmakta, kil toprağından bir güvece
soyum belki de Buhara’da bir fahişeye varmakta
babam iki kırlangıç gelişi sonrası, iki kar
babam balkonda iki uyku sonrası
babam zamanlar sonrasında ölmüştür
babam öldüğünde gök maviydi
annem habersiz uykusundan sıçradı, kız kardeşim güzelleşti aniden
babam öldüğünde bekçiler şairdiler hep
bakkal sordu bana: kaç batman kavun istersin?
sordum ben ona: gramı kaçtır gönlü hoş bir yüreğin?
babam ressamdı
tar yapardı, tar çalardı,
güzel el yazısı vardı onun
bağımız gölge yanındaydı bilgeliğin
bağımız duyguyla bitkinin düğümlendiği yerdi
bağımız bakışla kafesin ve aynanın buluştuğu noktaydı
bağımız belki de mutluluğun yeşil çemberinin kavsiydi
tanrının olmamış meyvesini düşümde çiğniyordum ben o gün
suyu felsefesiz içerdim
dutu bilgisiz koparırdım
yarılmaya görsün bir nar
fıskiyenin eli istek olurdu
bir kuş ötse işitme zevkinden yanardı göğsüm
bazen yalnızlık, yüzünü yaslardı cama
şevk gelirdi, kolunu atardı boynuna duyguların
düşünce oynardı
yaşam bayram yağması dek bir şeydi, sığırcıklarla dolu bir çınar
yaşam o günlerde, ışıktan ve oyuncak bebekten bir sıra kuyruktu
bir kucak özgürlüktü
yaşam musiki havuzuydu o günlerde

çocuk emekleyerek uzaklaştı yusufçuklar sokağından giderek
bağladım yükümü, yeğni düşler şehrinden çıktım dışarı
yüreğim yusufçuklar gurbetiyle dolu…

(ekim 2013, h.h.)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s