Doruk

Azerdoht Behrami’den kısa bir öykü

Farsçadan çeviri: Haşim Hüsrevşahi

DT: 1966, Tahran

Eğitim: Dramatik Edebiyat, Senaryo Yazarlığı

Kitap: Çarşamba Geceleri (2010, toplu öykü), Günlerden Bir Gün (edebiyat ödlülü birincilik, Behram Sadıki Ödülü ikincilik

Diğer eserler: Televizyon ve sinema için yazdığı birçok dizi ve film senaryosu, Cemalzade ve Ferrohi Yezdi adında Parlak Çehreler serisinden iki kitap 2007 ve 2010

Doruk

Birlikteyken, yalnız olunca, başlardık. Birlikte giderdik. Birlikte gelirdik. Önce yavaş giderdik. Giderdik, giderdik. Giderdik ve gelirdik. Gelirdik ve giderdik. O giderdi ve ben gelirdim. Ben giderdim ve o gelirdi. Birlikte dururduk. Birlikte yürürdük. Hızımızı artırırdık, ya da daha yavaş giderdik. Gülerek giderdik, sessizce gelirdik. Sessizce giderdik, gülerek gelirdik. Öyle hızla giderdik ki soluk soluğa kalırdık. O kadar yavaş giderdik ki kendimize geldiğimizde durmuş olurduk. Birlikte dururduk. Derin soluklar alırdık. Kalp atışlarımız yavaşladığında, yola koyulurduk. O durunca ben de dururdum. Ben durunca o da yürümezdi. Az ilerlediğimizde birlikte dönerdik, yeniden başlamak için. Ben yorulunca, o beni kucaklardı ve devam ederdi. O yorulunca, yerimizi değiştirirdik. Doruk önce yakın görünürdü, ama gittikçe daha uzak daha uzaklaşırdı. Hızla gittiğimizde de daha da uzaklaşırdı.

Giderdik ve gelirdik. Gelirdik ve giderdik. O gelirdi, ben giderdim. Ben giderdim, o gelirdi. Bazen sadece ben giderdim, bazen sadece o giderdi. Bazen otururdum onun gidiş gelişlerini izlerdim. Bazen o uzanır ve benim gidiş gelişlerimi görürdü. Ya da görmezdi, gözlerini kapatır benim gidiş gelişlerimi düşünürdü.

Biraz fazla gittiğimizde dururduk ve her şeyi ve her yeri gözden geçirirdik. Sonra da yeniden başlardık ve giderdik; ve biraz gidince, yine dururduk. Hep düşünmek için bir şeyler vardı ve hareket anını ertelemek için. Daha geç yola koyulmak isterdik, geç varmak isterdik.

Bizim için yol önemliydi. Gözümüz doruktaydı, ama yolu daha çok severdik. Canımız gitmek isterdi, giderdik. Durmak isterdik, dururduk. Oturmak isterdik, otururduk. Oturarak da gidilebilir. Diz üstü de gidilebilir. Yüzükoyun sürünerek de devam edilebilir. Beni kucaklayınca giderdi. Bana yaslandığında ben giderdim. Nasıl olsa olsun giderdik.

Bazen ben gözlerimi kapatırdım ve onun ellerini tutardım. Bazen o gözlerini kapatır ve bana yaslanırdı, ben devam edeyim diye. Bazen gözlerimi kapatırdım onu daha yakınımda duyumsayayım diye. Bazen gözümü açtığımda, onun da gözlerini kapattığını görürdüm. İkimiz de diğerinin gözünün açık olduğunu düşünürdük; ikimiz de gözlerimizi kapatır ve giderdik. Bazen gözlerimizin içine bakardık ve birbirimizin ellerini sıkardık ve giderdik. Bazen birbirimize gülümserdik ve giderdik. Bazen gülüşlerimiz görünür olmayacak kadar silikleşirdi. Bazen birbirimize bakmadan, birbirimize dalarak giderdik. Bazen şaka yollu bir cümle geçerdi aramızda ve bir gülüş ve sonra tekrar ciddileşirdik ve devam ederdik. Bazen sanki dünyanın en ciddi işini yapıyormuşuz gibi olurduk; sözsüz ya da duygu belirtmesi olmadan. Bazen birbirimize bir işaretle, hızlanırdık. Bazen daha yavaş giderdik. Giderdik ve gelirdik. O kadar giderdik ki susardık, ya da acıkırdık, ya da yorgun düşerdik. O susayınca içerdi. Ben susayınca artık gitmezdik. Bazen de o istemediği için gitmezdik. Dururduk. Dinlenirdik ertesi güne kadar, ya da başka bir güne kadar.

Yolda konuşunca doruktan konuşurduk. Ondan başka bir şey konuştuk mu dönerdik yeniden başlayayım diye. Doruktan başka söz etmemeliydik. Doruktan başka düşünmemeliydik, değilse dönmeliydik. Gizlenemezdik de, anlardık. Birisini gördük mü dönmeliydik yeniden başlayayım diye. Nerede olduğumuz bile aklımıza geldi mi dönmeliydik. Telefon çalınca, birisi ya da bir şey göründü mü yeniden başlamalıydık. Bir ses duyduk mu dönmeliydik. İstemesek de dönerdik. Doruk aklımızdan çıkmamalıydı.

Giderdik ve gelirdik. Hızlı gidince daha hızlı giderdik ve daha hızlı gidince daha daha hızlı giderdik. Koşardık doruğa kadar. Yaklaşınca, dururduk. Soluk soluğa kalırdık sakinleşelim diye ve yeniden başlardık. Artık doruğa bir şey kalmamıştı. O yüksekten her şeyi görmek mümkündü. Herkesi görmek mümkündü. Her şey için gülmek mümkündü ya da bir hiçe ağlamak. Birisiyle kavgaya tutuşmak mümkündü ya da bir çocuğa gülümsemek. Bir yastık tüyüyle bir diğerinin yüzünde resim çizmek mümkündü. Küçücük bir tüyü havaya bırakmak ve gözleri kapatıp onun ineceği yer için diğeri ile iddiaya girmek mümkündü.

O yukarıya vardığımızda, doruğun olmadığını görürdük. Doruğun olduğunu düşünmüştük. Esas doruk daha yukarıdaydı; biraz ileride. Dinlenmeden giderdik. Gitmeliydik. Dururduk, yeniden başlamalıydık ve şayet yorgunduysak, sonraya bırakmalıydık. Başka bir doruğa ulaştığımızda doruk yoktu. Doruk olduğunu düşünmüştük. Hep yanılırdık. Esas doruk hep daha uzaktaydı. Ve daha esas doruk, daha uzakta.

Hep de doruğa varmazdık. Varılamazdı. Bazen sadece yola gönül verilebilirdi. Doruğu da göz ardı etmek mümkündü; isteseydik. Doruğa gidilebilirdi ve doruklara ve başka doruklara. Bazen o kadar giderdik ki takatsiz düşerdik. Bazen en yüksek doruğa vardığımızda susadığımızda ve durmamız gerektiğinde ve durduğumuzda yeniden başlamamız gerekirdi. Yorulduğumuzda gitmezdik daha. Gidemezdik; sonraya kalırdı. Bazen de ne susardık ne de yorulurduk; giderdik ve giderdik ve doruğa varmazdık. Doruğa varmamak mümkündü. Bazen de doruğa varırdık; zirveye, o en üste, en üst noktaya, bizim ikimizden başka hiçbir varlığın olmadığı yere.

Doruğa vardığımızda, soluk soluğa kalırdık, orada uzanırdık ve gökyüzünü seyrederdik ve bulutları. Zirve hep sisliydi. Sis aşağılardaydı ve biz sadece kendimizi o yukarılarda görürdük. Birbirimize dönerdik, sadece yüzlerimizi görürdük. Elimizle birbirimizin yüzünün terini alırdık. Soluk soluğa kalırdık ve bir birimizin soluklarını solurduk. O elini benim başımın altına koyardı ve ben kendimi onun koynunda buruştururdum.

Soluklarımız dinince, aşağı inmeliydik. Dorukta kalmamalıydık. Kalsak, doruk aşağı inerdi, aşağıdaki doruklarla birleşirdi, daha aşağıdaki doruklarla da. Dağ yerle bir olurdu ve o yukarısı dorukluğunu yitirirdi. Dönmeliydik. Canımız istese ertesi günü ya da daha sonraki gün gidebilir ve o yukarılarda esas doruğu bulabilirdik.

(bu öykü Sarnıç Öykü’nün ekim sayısında yayımlanmıştır)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s