Bizim belediye başkanlarımız şehirleşme kültürünü, bırakın taşımayı ve uygulamayı, ne zaman duyumsayacaklar?…
Kategori: Hepsi
Furuğ’dan yeni resimler!
İran Tecrübesi -1-
Önce komünistler de özgürce düşüncelerini ifade edebilirler dediler. Önce, ev, eğitim, elektrik, okul, sağlık ve… ücretsiz olacak dediler. Önce din adamları din okullarında olacaklar, siyasete karışmayacaklar dediler. Önce kadınlar erkeklerle eşit olacaklar dediler. Önce herkes vicdanı hür bir toplumda özgür yaşayacak dediler….
İki harita!
Aşağdaki haritalardan biri “Yarbay Ralph Peters tarafından 10 Temmuz 2006 yılında yayımladığı Savaşı Asla Bırakma adlı kitabına konmuştur. Bu harita NATO’nun Savunma Koleji’nde yüksek kademeli askerlerin eğitim programında kullanılmıştır. Ayrıca büyük olasılıkla Ulusal Savaş Akademisi’nde de kullanılmıştır. Bu “Yeni Orta Doğu” haritasının geçmişi Birinci Dünya Savaşı’na, Başkan Woodrow Wilson zamanına kadar uzanmaktadır. Yeniden çizilmiş Orta Doğu’nun bu hairtası, Kan Sınırları: Daha biyi bir Orta Doğu nasıl görünür? başlıklı bir makalede, ABD’nin Silahlı Kuvvetleri Dergisi’nde yayımlanmıştır[1].”
İkinci harita ise bugünkü bazı günlük gazetelerde yayımlandı. İŞİD’in haritası imiş!
Harita 1:

Harita 2:

Soru: Bu haritalar arasındaki bir benzerlik ve bir farkı bulabildiniz mi?
Cevap:
Mezarımıza tarih yazmasınlar!
“Söyleyelim mezar taşlarımıza tarih yazmasınlar; gelecek nesiller bilmesinler bu tarih diliminin beceriksizleri bizlerdik!” Bu sözler İran’ın devrimci şairi, yazarı ve gazetecisi Hosro Golesorhi’ye aittir. 1974 yılında arkadaşı Keramet Daneşiyan ile birlikte Şah rejimi tarafından idam edildi.

Furuğ’un Yeni Baskısı Çıktı!
cinsiyetsiz sesin icrasıyla o şarkı!
Ölümü Gözlerinden Gördüm adlı romanımda, aşık bir fahişenin tanık olduğu o cinsiyetsiz sesin seslendirdiği ve roman boyunca kulaklarımızda tınısı kesilmeyen o şarkı!
Zeki Müren’in İstanbul Radyosu’nda icra ettiği ilk şarkı, ilk kez seslendirdiği “Bir Muhabbet Kuşu da Ben Olurum!” şarkısı. Zeki Müren’in anlattığına göre, icradan sonra Radyo Evi’nden çıktığında bir kadın kendisine sormuş: “Radyodaki bu şarkıyı kim seslendirdi? Erkek miydi, kadın mıydı?”
Cinsiyetsiz sesin icrasıyla işte o şarkı:
Kalbimi bezlederim minnet-ü zevk-e
Dilesen dilesen dilesen
Bir muhabbet kuşu da ben olurum
Sev diye sen
Sevgimin meltemidir
Şimdi şu ruhumda esen
Ah
katil diktatör! sen değil öteki!
Bir gün bir adam, diktatöre ver yansın ederek gidiyormuş (Hayır! Siz nerede olduğunu sandınız ki! Hayır, Tahran’da!) Neyse! Diktatöre söve söve gidiyormuş: Katil Şah, diktatör Şah, yalancı Şah, Kan emen Şah, Oro… Çocuğu Şah, inbe Şah falan… Polisler hemen adamı yakalamışlar. “Sen nasıl cüret edersin Şahımıza söversin!?” diye. Adam, istifini bozmadan, “Birincisi ben küfretmiyor, gerçeği söylüyorum, kaldı ki ben bizim Şah’ı kastetmiyorum. Falanca ülkenin kralını kastediyorum,” demiş. Ancak polisler adamı bırakmamışlar, “Bizi kandıramazsın,” demiş polisler, “bu söylediklerin tıpa tıp bizim Şahımıza, bizim diktatöre uyuyor!”
çocuksu ortak yan!
dedi ki kaderdir!
Birisi dedi ki “İşçilerin ölümü kaderdir!” Dedim ki, “Yani Allah’ın istediği ile olmuştur, öyle mi?”. “Evet!” dedi. Dedim “Yani sen diyorsun ki Allah birilerini 1500 metre yerin altında yangınla, havasızlıkla boğuşarak ölmesine, birilerini de villalarında, yüz milyonlarca dolara yaslanarak keyif sürmsine mi karar vermiş? Bu mu kader dediğin? O zaman cehennem, cennet niye? Eğer buysa, öyleyse hepimizin bu kader karşısında boyun eğmemizi istiyorsun! Yani, kim ki eşitlik, adalet, insanca yaşam vs isterse tanrının buyruğuna karşı geliyor demektir öyle mi? Bu mu senin kaderden anladığın ve bizim buna inanmamıza istediğin?” Sustu, biraz da gülümsedi galiba! Anladım ki ne inandığını savladığı dininden bir şey anlıyor, ne yaşamdan, ne insandan ve ne de insana özgü özgür iradeden! Bu kez ben gülümsedim zavallılığına… Ama inanyorum ki bu mazlum düşürülmüş insanlar bir gün kendi kaderlerini ellerine alacaklar. Bir somun ekmek için namertlere muhtaç olmayacaklar!





