Büyük Başarı / Great Achievment!

My beloved brother Mohammad Khosroshahi now is Full Professor of Medical Laser Physics & Biomedical Engineering, University of Toronto, Canada… I am so Proud of him!

Sevgili kardeşim Muhammed Hüsrevşahi Kanada, Toronto Üniversitesi Medikal Lazer Fiziği ve biyomedikal Mühendislik departmanında Full Professor olarak çalışmaya başlamıştır. Kendisi 100’ün üzerinde yayımladığı original bilimsel makaleleri ile bu konumu çoktan haketmiştir…

http://www.researchgate.net/profile/Mohammad_Khosroshahi2/info/

mohammed-Gözel qerdeşim! Seni hem sévirem hem de seninle ifitxar éliyirem… Döşümde midalımsan!

Ve olmadı!…

Şirazlı Hafız’ın bir gazeli

Kavruldu can istedi gönül olsun ve olmadı
Yandık biz bu ham arzularda ve olmadı

Sızlayarak bir gece senin meclisinin miri olurum dedi
oldum isteğiyle pespaye bir köle ve olmadı

Rintlerle oturup kalkacağım dedi
Rint oldu şarap çektik adıyla ve olmadı

Revadır eğer içimde gönül güvercini çırpına
Yolunda gördü nasıl döngüler pusular var ve olmadı

O yakut dudaklarından sarhoşça öpmek hevesiyle
Nice kanlar aktı yüreğimde kadeh misali ve olmadı

Aşkın sokaklarına sebepsiz adım atma sakın
Kendime bin bir dikkat eyledim ve olmadı

Maksut hazinesinin arzusuyla figan
Dünya harabı oldum hüzünden ve olmadı

Hayıf ve dert ki huzur hazinesi peşinde
Dilencilikler ettim çokça ikramına ve olmadı

Düşüncelerle Hafız binlerce hileler yaptı
O nigâr ram olsun arzusuyla ve olmadı

(h.h., 03/12/2013)

hafız-2

Minyatür: Üstad M. Ferşçiyan

nakşın divan kurar!

karın canına yemin ederim sus
ki bunca fısıltı suyun sesinde yok
kana çalan aşk gece nereden?
dudaklarını aralamışsın Tanrıya ne olur!

dilinden zehir içtim ki yaralarım böyle derin eyvallah
kanatlarını ateşe verirsin Mevla’m döner odamda eyvallah
artık bilmeliyim bu kuyudan çıkamam zemheri eyvallah
geceyi öyle sarsıyor ki gözlerin ay dağılır odama

ben bu hicretle sarhoşum kıblem sende sürgün!
kadehleri ayaklarına sürer içerim
toprağını sürme yapsam bu hünnap mevsiminde?
dahası fırtına çoktan dinmiş şimdi sisli bir huzur…

ölüme kaç kalınca insan susmazmış?
öyleyse dumanını ver bana uzaklardan
dağlarımda yangın çıkacak
cümlesine eyvallah diyerek acıların!

nakşın divan kurar yolum üzerinde!
gözlerim toprağında elim göğsümün alevinde geçerim huzurundan
bana böyle öğrettin aşkı
Hıdır su üzerinde yürüdü ne ki!
ateşler üzerinde koşarım bir ömür bağışlanmayan İbrahim!
divanın nakşı var dudaklarında!
bağışla beni
bağışla bana!

(h.h. 1 Aralık, 2013)

Suskunun Edebiyatını Yaratırken! (özet)

“…lacivert

Büyük çürümüşlük dönemini yaşamaktayız. Büyük çürümüşlüğün dili insanlarla gerçekte cereyan eden gerçeklik arasında derin bir yarık, uçurum oluşturmuştur. Bu gerçek bir krizdir. Çürümüşlüğün dili bu gerçekliği de gözlerden, kulaklardan, bilinçlerden ve algılardan uzak tutmaya uğraşır. Gürültülerin perdesi her gün daha da kalınlaşmakta. Perdeler renkli illüzyonlarla doldurulmakta. Bu perdelerin “dili” içinde bu krizin ve aldatmacanın edebiyatı ve ona uygun pazarlama ve yedirme olguları ve yolları geliştirilir. Çürümüşlüğün yarattığı gürültü, kulakları sağır etmekte, diğer seslerin duyulmasını önlemekte ve herkesi “dilsiz” bırakmakta ve “sessizliğe” itmekte, mahkûm etmekte…

Çürümüşlüğün kopardığı gürültünün sonucunda, içinden ve de karşısına çıkan nedir? Susku! Fişleri çeken! Televizyonları kapatan, radyoların düğmesini ters çeviren, gazetelere nanik yapıp geçen, miting alanlarını arkasına alıp yürüyen, reklamlara kulaklarını tıkayan, AVM’lerin adresini kaybeden ve buna benzer aktif bir susku! Onların yaşlanmış gürültüsüne karşı çocuksu cıvıltılı bir ses cümbüşü yaratan, konuşmalarına karşı nanik yapan, ciddiyetlerine karşı mizah yaratıp yayan ve kulakları duymuyor gibi davranan ses dolu, anlamsız duyulan la la la la laaa la diye tekrarlarcasına bir susku. Ezilen sınıflar, ezenlerin eril dil edebiyatına karşı dişil dilin gürültülü, anlamı makaraya alan, hissi öne çıkaran edebiyatı ile bu çürümüşlüğün edebiyatına karşı koymaya gider. Bu hikayenin devamıdır. Devamı var!

Büyük çürümüşlük dönemini yaşamaktayız. Bu çürümüşlük ve kokuşmuşluk bize bir müjdeyi de vermekte! Yok olmaya yüz tutmuş bu düzenin kokuşmuşluğu elbette yeni bir düzenin gelmekte olduğunun habercisidir. Toprağa düşen ve çürüyen meyvenin çekirdeğinden yeni hayatlar ve düzenler fışkıracak. Kokuşmuş dil yerine yeni bir dil, kokuşmuş ilişkilerin yerine yeni bir ilişki, kokuşmuş ve çürümüşlüğün dilinin edebiyatı yerine bu düzenden filizlenen dişil dilin ve ondan evrilen hermafrodit dilin ve nihayetinde hislerin egemen olduğu doğanın eşsiz bir parçası olarak cinsiyetsiz susku “dilinin” edebiyatı gelişecektir. Bu bir özlemdir.”

h.h.

(yazının bütünü: Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi’nin 54. Sayısı’nda, Kasım-Aralık 2013
DOSYA / “Geleceğin Edebiyatı”                                                                 
Ali Yıldız / Bülent Uçar / Nazan Maksudyan / Haşim Hüsrevşahi / Ethem Alpaydın
Birsen Karaca / Aysu Erden / Nevzat Süer Sezgin / Şaban Akbaba / Andaç Yazlı
Fatih Balkış / Yusuf Eradam