Furuğ Ferrhuzad’ın tüm şiirlerini ve Reza Beraheni’nin bu kitap için yazdığı önsözünü içeren çevirim Yaralarım Aşktandır‘ın yeni baskısı Totem Yayınlarından çıktı: D&R, Remzi, Memphis, Alkım ve….’de
Ölümü Gözlerinden Gördüm adlı romanımda, aşık bir fahişenin tanık olduğu o cinsiyetsiz sesin seslendirdiği ve roman boyunca kulaklarımızda tınısı kesilmeyen o şarkı!
Zeki Müren’in İstanbul Radyosu’nda icra ettiği ilk şarkı, ilk kez seslendirdiği “Bir Muhabbet Kuşu da Ben Olurum!” şarkısı. Zeki Müren’in anlattığına göre, icradan sonra Radyo Evi’nden çıktığında bir kadın kendisine sormuş: “Radyodaki bu şarkıyı kim seslendirdi? Erkek miydi, kadın mıydı?”
Cinsiyetsiz sesin icrasıyla işte o şarkı:
Kalbimi bezlederim minnet-ü zevk-e
Dilesen dilesen dilesen
Bir muhabbet kuşu da ben olurum
Sev diye sen
Sevgimin meltemidir
Şimdi şu ruhumda esen
Ah
Bir gün bir adam, diktatöre ver yansın ederek gidiyormuş (Hayır! Siz nerede olduğunu sandınız ki! Hayır, Tahran’da!) Neyse! Diktatöre söve söve gidiyormuş: Katil Şah, diktatör Şah, yalancı Şah, Kan emen Şah, Oro… Çocuğu Şah, inbe Şah falan… Polisler hemen adamı yakalamışlar. “Sen nasıl cüret edersin Şahımıza söversin!?” diye. Adam, istifini bozmadan, “Birincisi ben küfretmiyor, gerçeği söylüyorum, kaldı ki ben bizim Şah’ı kastetmiyorum. Falanca ülkenin kralını kastediyorum,” demiş. Ancak polisler adamı bırakmamışlar, “Bizi kandıramazsın,” demiş polisler, “bu söylediklerin tıpa tıp bizim Şahımıza, bizim diktatöre uyuyor!”
Birisi dedi ki “İşçilerin ölümü kaderdir!” Dedim ki, “Yani Allah’ın istediği ile olmuştur, öyle mi?”. “Evet!” dedi. Dedim “Yani sen diyorsun ki Allah birilerini 1500 metre yerin altında yangınla, havasızlıkla boğuşarak ölmesine, birilerini de villalarında, yüz milyonlarca dolara yaslanarak keyif sürmsine mi karar vermiş? Bu mu kader dediğin? O zaman cehennem, cennet niye? Eğer buysa, öyleyse hepimizin bu kader karşısında boyun eğmemizi istiyorsun! Yani, kim ki eşitlik, adalet, insanca yaşam vs isterse tanrının buyruğuna karşı geliyor demektir öyle mi? Bu mu senin kaderden anladığın ve bizim buna inanmamıza istediğin?” Sustu, biraz da gülümsedi galiba! Anladım ki ne inandığını savladığı dininden bir şey anlıyor, ne yaşamdan, ne insandan ve ne de insana özgü özgür iradeden! Bu kez ben gülümsedim zavallılığına… Ama inanyorum ki bu mazlum düşürülmüş insanlar bir gün kendi kaderlerini ellerine alacaklar. Bir somun ekmek için namertlere muhtaç olmayacaklar!

Şu anda gazeteler 201 canın hayata gözlerini yumduğunu yazıyor… Birisi “Güzel öldüler” demişti önceki ölümlerde, şimdi ise birisi “Tatlı ölüm!” diyor! Lanet olsun! Tatlı ise, güzelse siz gömülün o tatlığa ve güzelliğe ! Canlarımız! Nur içinde yatın! Ne zaman evimiz ısınsa sizin soğuk kara bakışlarınız takılacak gözlerimize! Özelleştirilerek bir Holding’in insaf(sızlığı)na ve taşeron firmanın pençelerine bırakılan bu işçilerin ailelerinin acısını nasıl dindirecekler?!!… Neden Ulusal Yas ilan edilmiyor hala?
