Once upon a time…

You were a city I’d just arrived in

a new house in a new city

I was afraid I’d get lost

I couldn’t go far away of you

when I stayed, I’d get lost in you

the baby excitement of my discoveries

.

Photographs age as soon as they are taken

time collapses into yellow clouds in the gazes

the shutter is relentless

as clicks, we’ll be each other’s memories

as clicks, throws us off cliffs

as clicks, my tears

.

Let’s get away from the streets of sound

you’ll forget me no way

I’ll forget too, for sure

.

I love the sun in your freshly washed undershirt

our lovemaking on the rope smells of indigo

geraniums appear on and off from the balcony

I think you were the last time in my mouth

Al Yazmalım trucks on the rainy street

I think it’s time!

Time to go… Painting. Credits go to Jean Tatton Jones

Sevgili… ah biricik sevgili!

Perşembe, 30 Kasım 67

Sevgili Çubek

Özlüyorum ve nasıl bir çıkmazda olduğumu biliyorum ve bu nedenle de hiç umudum ve sevincim kalmamış ve bunu bile biliyorum bağırmak ya da ağlamak bir kaçış değil, sakinleştirici değil ve elbette çare hiç değil. Şimdi Oxford’dayım. Dün gece Eprim’in yanına geldim ve iki gün burada kalacağım ve sonra da Londra’ya geçeceğim. Senden bir haber almadım daha. Umarım öncesinden daha iyisin.

Londra’da sadece tiyatroya, sinemaya ya da müzeye gidiyorum ve kalan saatlerimi sürekli odamdayım. Ama odamda suskunluk ve şaşkınlıkta kalıyorum, yazmak ya da düşünmekle değil. Ne düşünmesi? Yaşamımın rakamlarını alt alta yazmışım ve toplamışım ve sonucu da biliyorum ve defalarca bu toplamaları yinelemişim ve hep de aynı tek sonuç çıkmıştır. Bu nedenle geçmiş hakkında -ki her halükârda yararsızdır- ve gelecek hakkında -ki esasen benim için bir anlamı yok, düşünmek için bir düşüncem yok. Yazayım? Film yapayım? Bunlar lak lak etmektir.

delilerin çılgın annesi…

Ölüm yoldaş olmuştu size, ölümle kol kolaydınız. Ölümü güzelleştiren senin aşkındı, yolun güzelliğiydi, kanınızı coşturan hasretlerdi. Ölüm senin gibiydi; girmişti senin koluna, diğerlerinin kollarına, hepinizin… Ölümle kol kola olup da bu denli hayat dolu olmak ne delice bir şeydi, değil mi? Delirmen için bu kadar işkenceye katlanmana gerek yoktu Selin. Sen en başından beri deliydin. Hayatın, özgürlüğün, Sinan’ın ve diğer yoldaşların delisi. Bunu sen bilmiyordun. Sen sadece o deliliğin güzelliğini yaşıyordun. O kadar güzeldin ki… O kadar mutlu, o kadar inanmış ki… İnsan korkuyordu bu kadar inanmışlıktan, bu kadar güzellikten!

İlkbahar Devrimi

İran’daki son spontan halk protestolarına kısa bir bakış…

“Mollalar, İran halklarına karşı suç işlemeye devam ediyor”

"Mollalar, İran halklarına karşı suç işlemeye devam ediyor"

* Fotoğraf: Anadolu Ajansı (AA)

Rüya

.

.

.

Ne ellerün var senün ha!

senün çepik çalmalarunun sesi kainat kekliklerini oyandırar mende

menim ki elim yoxdur néce çepik çalım?

amma açısın menim dodaqlarım ki senün yarım üzünün yarım ayından öper geceleyin

menim iki gözüm sene qurban ki senün iki gözüvü görüb yuxuda

bax görüm sen hardasan ki üzün bağ kimidir

ki min ışıq penceresinden eser her seherçağı

ve senün çiyinlerün, orda néce ağ buludular zirvesinde néce üz néce güneş!

menim ki elim yoxdur néce çepik çalım?

dé görüm mene hara gédersen royalar tetil olanda ve biz ağlamağa üz qoyan vaxıt

ve ağlamaq üze, hara?

ve başuvun arxasındaki kölge nedir gécede senün dalunca gelen menim şérimdir

ne ellerün var senün

öpücük benzeri!

ve torpaq senünle dolub daşanda bax gör ne düzlük düzenlikler var öpücüklerden ve méhlerden daranar

hansı el senün kimi bir néye vurubdu qet

öpücük benzeri nece yaşıl barmaqlarun var!

gétme!

dé görüm mene hara gédirsen royalar tetil olanda ve biz ağlamağa üz qoyan vaxıt

ve ağlamaq üze, hara?

qal!

menim ki elim yoxdur néce çepik çalım?

Su, salkım söğüt, akan yaşam!

*

Su başında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su başında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze .

Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek…

Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze…

*

ben ırmağım akıp giderim
gölgeni saklarım senin salkımsöğüt
sesimi bırakırım sana …
 
ben ırmağım akıp giderim
kanat çal benimle gel mavi kuş
salkımsöğüt bizi izler bu şarkıda
 
ben ırmağım akıp giderim
yıldızlı karanlık inince
öykümü anlatırım salkımsöğütle mavi kuşa
 
ben ırmağım akıp giderim
denizlere bırakırım koynumdaki balıkları
sesim kalır arkamda bir de salkımsöğütle mavi kuş…