bir şair tanıtıyorum…

Nahid Arcuni (Nahid Arjooni)

‫ناهید عرجونی‬‎ ile ilgili görsel sonucu
İran’ın Sanandac şehrinde doğdu, orada yaşamakta

1
gelmelisin
gelmelisin
yaralarını da getirmelisin kendini hiç iyi hissetmeyen bu şiire
arkadaşlarının sesini de getirmelisin
kahraman olmaları şart değil
inlemelerinin sesini getir
yalvarışlarının
boyunlarının kırılması sonrasındaki itirafların sesini
kırık dişleri de getir
kenarı kırık kaseleri
yol yol çizgili elbiseleri
kızıl koridorları
hiç önemli değil birisi görürse kötü olur diye
ya da kötü olur duyunca
bu şiir bön kalamaz
rahat uyuyamaz
ve dünyanın
insanlar için
emniyetli yer olduğuna
inanamaz!

2
beyaz bayrak
gömleğini koynuma almışım
bu benim beyaz bayrağımdır
dünyanın eşit olmayan savaşlarına
karşı

Okumaya devam et “bir şair tanıtıyorum…”

kendi içinde sürgün olmak!

Hiçbir Şair Bilmiyorum Ki Zihinsel Şizofren Olmasın

Doktor, yazar, şair, çevirmen Haşim Hüsrevşahi, Farsça, Azerbaycan ve Anadolu Türkçesiyle şiirler yazdı, yazmaya devam ediyor.

“Siz Farsçaya hakimsiniz ama ruhunuz Farsça değil. İnsan hangi dilde rüya görür? Tabii ki ana dilinde. Türkçeyi 17 yaşında geldiğim İstanbul’da öğrendim. Azerbaycan Türkü olduğum halde Türkçe okuyup yazmıyordum. Anadilimi bilmiyordum.” 

“Hiçbir şair bilmiyorum ki, zihinsel şizofrenik olmasın” diyen Hüsrevşahi: “Ama buradaki şizofreni yanlış anlaşılmasın. Burada akıl hastalığından bahsetmiyoruz. Şairler akıl sınırını geçtikten sonra halüsinasyon görüyor ve yazabiliyor. Ama hastalık olarak bahsettiğimiz ise akıl sınırına gelmeden ortaya çıkıyor. Birisi bilgelik, diğeri hastalık…”

ana-foto-buuuu.jpg

Bir etkinlik için Trabzon’a gelen Prof. Dr. Haşim Hüsrevşahi ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik…

*******         

Tıp eğitimi aldınız ama bunun yanında aktif bir şekilde de edebiyatla uğraşıyorsunuz. Şiirler, kitaplar yazıp çevirirler yapıyorsunuz. Edebiyata olan ilginiz nereden geliyor?

Edebiyata olan ilgim, yakınlığım, sevgim ortaokuldan itibaren başladı. Ağabeyim evimizde büyükçe bir kütüphane oluşturmuştu, herkesin o kitaplıkta bir yeri vardı ve biz de cep harçlıklarımızla aldığımız kitapları oralara koyardık. Ağabeyim sayesinde kitaplarla tanıştım. Ağabeyimin bir kaşesi vardı, ‘en iyi dostunuz kitaptır’ yazan, bizler de aldığımız kitaplara o kaşeyi vururduk. Ağabeyim üniversitede okuyordu, siyasal bilimlerde sonra Şiraz Üniversitesinde siyasal bilimler dalında hocalık yapmaya başladı. Yani kitapla çok iç içeydi. Kaldı ki İran’da herkes edebiyatla iç içedir. Bu yüzyıllardır böyle…
Bir İran evine gittiğinizde orada mutlaka kitaplık görürsünüz ve o kitaplıklarda İran’ın yetiştirdiği büyük şairlerin divanları vardır. En başta da Hafız’ın divanı bulunur.
İran’da evlerde yemekler yenilir çaylar içilir arkasından Hafız’ın divanı açılır, şiirler okunur. Kahvehanelere gittiğinizde de bu böyledir, şiir sohbet iç içedir.

TÜRKÇE YAZMAK OKUMAK YASAKTI

Bu gelenek günümüzde de devam ediyor mu?

Bu gelenek hiç ölmedi, günümüzde de devam etmektedavvir. Tahran’a gittiğinizde Ramazan ayında kahvehanelerde oturduğunuzda biri gelir Firdevsi’nin Şahname’sinden, Tebriz’e gittiğinizde Şehriyar’ın div

hasimi-(1).jpganından şiirler okunduğunu görürsünüz. İran’da edebiyat ile halk iç içedir. Bu nedenle ben de otomatik olarak kendimi böyle bir dünyanın içinde buldum. Ama tabii ki İran’da o zamanlar Türkçe yazıp okumak yasaktı. Otuz sene önce İran halkının yüzde 40’ının Türk olmasına rağmen Türkçe yazıp okumak yasaktı. İran’da Farsça, nüfusun yüzde 25’in oluşturan halkın anadilidir. Yani yüzde 70’in üzerine Farsça olmayan diller var bunlar; başta Türkler, Beluçlar, Kürtler, Araplar, Maziler Lorlar gibi çok büyük bir mozaik. Ve bunlar hep kardeşçe, bir arada yaşadılar. Ortak dil olarak Farsçayı kullandılar. Edebiyat da Farsça olarak ortaya çıkmıştır. Örneğin anadili Azerbaycan Türkçesi

olan Farsça şiir yazan şairlerin bin yüzün üzerinde divanı vardır. Bu çok büyük bir

değerdir. Bu nedenle biz Farsça edebiyat dediğimizde bu açıdan bakıyoruz. Anadili Farsça olan veya olmayan edebiyatçıların ortaya koymuş oldukları bir değer…

ANADİLİMİ BİLMİYORDUM 

Türkçeyi nerede öğrendiniz?

Türkçeyi İstanbul’da öğrendim. Türkiye’ye 1967 yılında 17 yaşında geldim ve İstanbul Edebiyat Fakülte

hasimi-(3).jpgsinde Türkçe öğrendim. Ben Azerbaycan Türkü olduğum halde Türkçe okuyup yazmam yoktu. Anadilimi bilmiyordum. Evde Türkçe konuşuyorduk, okulda Farsça eğitim alıyorduk. Bir çocuğun bir objeye bakıp onun isminin ikiye ayrıldığını görmesi aslında onun zihninin ikiye yarılması demektir. Zihinsel yarılmalar, zihinsel parçalanmalar anadili Farsça olmayan İranlı çocukların ben de dahil hepsinde oluştu. Dolayısıyla bizler, tırnak içerisinde söylüyorum ‘şizofrenik’ bir zihinle büyüdük.

Röportaj: Fatma YAVUZ​

 

Röportajın devamı için lüfen aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız:

http://www.kuzeyekspres.com.tr/hicbir-sair-bilmiyorum-ki-zihinsel-sizofren-olmasin-72517h.htm

 

Feryadıma yetiş saki!

İran Kürt Dervişlerinden Mastur grubunun (Baba Yadigar Dergahı) bir icrası… şiirler Farsçadır. Çevirisini altta veriyorum! İyi dinlemeler!

Hicrinde ağladım durdum feryadıma yetiş saki
Böyle sarhoş gezer dururum soluğum kesildi saki
Ver şarabı soluklanayım perişan haldeyim saki
Bu boş kadehten doluyum
Feryadıma yetiş saki, Feryadıma yetiş saki
Benim o biçare, deli, rüsvaların rüsvası
Akil değilim, kâmil değilim benim o şeydaların şeydası
Benim aşağı sensin yukarı, benim kul sensin Mevla
Bu vadide, bu çölde benim Mecnun sensin Leyla
Benim Mecnun sensin Leyla
Hicrinde ağladım durdum feryadıma yetiş saki
Feryadıma yetiş saki
Bu dertte ve bu hicranda o dilberden başka istemem
Kevser badesinden başka ilaç istemem
Sakiden ve kadehten başka tabip bilmem
Feryadıma yetiş saki, feryadıma yetiş saki
Perişan halde benim tutsak bu zindanda
Yanan kalbimden çığlık atarım dertle gözyaşıyla doluyum
Kafir değilim küfür söylemem
Feryadıma yetiş saki
Uyanıklıktan ve sarhoşluktan Tanrıyı görürüm her an
Feryadıma yetiş saki
Gel ey saki ki can üzgün ve yalnızdır
Medet eyle cansız canıma
Senden başka yol bilmem
Ki ben devranın Mecnun’uyum
Feryadıma, feryadıma yetiş saki

(Farsçadan çeviri: h.h.)

evim bulutludur!

Daha önce Kamkaranların söylediği bestede alt yazı olarak verdiğim Nima Yuşic’in “Evim bulutludur” adlı şiiri bir bütün olarak yeniden veriyorum…

“Evim bulutludur” çağdaş Farsça şiirin teorik temelini atan ve ciddi örneklerini veren Nima Yuşic’in (11 Kasım 1897, Yuş, Mazenderan, İran- 3 Ocak 1960, Şemiran, Tahran, İran) musikisi, dize bölünmeleri, imgeleri ve içerik zenginliği açısından önemli şiirlerinden biridir.

Onun 120’nci doğum günü nedeniyle çevirerek yayınlamak istedim.

Evim bulutludur
Baştan başa dünya da onunla bulutludur…

Uçurumun zirvesinde
Dağılmış, harap ve sarhoş rüzgâr
Dönüp durur
Baştan başa dünya da onunla paramparça
Ve benim hislerim de onunla harap!

Aaaay neyzen!
Sen ki neyinin sesi alıp götürmüş seni yoldan uzaklara
Neredesin?

Evim bulutludur fakat
Bulutun yağası tutmuştur!

Elimden uçup giden aydınlık günlerimi düşlerim
Güneşe karşı durmuş
Seyrederim sere serpe denizi
Ve bütün dünya harap ve darmadağındır rüzgardan

Ve yolda,
Durmadan neyine üfleyen neyzen
Bulut kaplı bu dünyada
Önünde gideceği yolu…

Sardunyalar

“Evim bulutludur” çağdaş Farsça şiirin teorik temelini atan ve ciddi örneklerini veren Nima Yuşic’in (11 Kasım 1897, Yuş, Mazenderan, İran- 3 Ocak 1960, Şemiran, Tahran, İran) musikisi, dize bölünmeleri, imgeleri ve içerik zenginliği açısından önemli şiirlerinden biridir.

Onun 120’nci doğum günü nedeniyle çevirerek yayınlamak istedim.

View original post

Turgut Uyar’dan Farsçaya çevirdim: Senfoni

سنفونی

تورگوت اویار

اول صدایت به یادم می آید
به تو فکر می کنم وقتی در مانده ام
آنچه زیباست، شادی بور در خوشه های پُردانه
سپس روزهای شنبه می آید
سپس آسمان می آید و من رها می شوم
باران ببارد ایکاش با هم خیس شویم

Okumaya devam et “Turgut Uyar’dan Farsçaya çevirdim: Senfoni”

Dil açma, dil öğrenme!

Geçenlerde bir arkadaşımın eşi sohbet sırasında 9-10 aylık çocuğunun dil açmaya başladığını, çok mutlu olduğunu söyledi. “Ancak,” dedi, “Anne diyeceğine Abla diyor bana.” Sordum tam olarak ne diyor? Tam olarak Aba ya da Abba diyormuş. İlginç geldi bana. Kendisine düşüncelerimi aktardım. Söylediklerimi biraz da ayrıntılandırarak burada vermek istiyorum.

Yeni dil açan/açmaya başlayan bu çocuk anne-babasından Aba sözcüğünü duymuş değildi. Kendisi uydurmuş olabilir tabi. Ya da çevresinde duyduğu Abla sözcüğünü Aba şeklinde seslendirebilir. Mümkündür. Ama düşük olasılık. Çünkü çocuğun ablası yok, Anne-babasının abla olarak çağırdıkları birisi yok yakın çevrelerinde.

Okumaya devam et “Dil açma, dil öğrenme!”

Tarih: saray zalimine karşı bir kadının söylevi!

Bugün Muharrem ayının ikinci günüdür. Bu ay Müslümanlar için ve özellikle de Alevi ve Şii Müslümanlar için çok ciddi tarihi yük taşıyan bir aydır. Özellikle bu ayın ilk on günü, İslam tarihinde hakkın haksıza, hakkın batıla, mazlumun zalime baş kaldırdığı günler olarak bilinir. Bu konuyu burada açmamın nedeni İslam tarihçiliğine soyunmam değil, ancak günümüz olaylarıyla çok sıkı ve neredeyse iç içe oluşları dolayısıyla bir işaret niteliğinde birkaç satır not etmektir. Ayrıca günümüzde bazı Müslümanların ya da sözde Müslümanların kadınları eve hapsetmek ve onun toplumda varlığını inkâr etme çabalarını İslami geleneğe dayandırmaya çabalamaları nedeniyle bu olaylarda bir kadının duruşunu sergilemek istememdir.

Okumaya devam et “Tarih: saray zalimine karşı bir kadının söylevi!”