siyah saçların isyanı!

Suğra bu kez kendisi için koşmamıştı.

Kerim hayata çıktığında Suğra, Nahid’in başını kucağına almış çığlıklar atarak hüngür hüngür ağlıyordu. Kübra’yı, ama bu kez hiç tanıyamadığı Kübra’yı, yeniden kaybetmişti. İsmal, Suğra’nın omuzlarından tutup ne olduğunu sorarken Kerim, genç kadının parçalanmış başını Suğra’nın kucağından aldı.

Suğra dizlerini dövmeye başladı: “Attı… attı… kendini pencereden attı… vah yavrum vah… söylemedi derdi ne… söylemedi bu şerefsizlerin ondan istedikleri ne… söylemedi neden burada… pencereden attı kendini… akşamleyin attığı gibi… koşarken benim üzerime basınca uyandım… yere düştü… kalktı… koşarak döndü… çığlık attı… sonra da pencereye uçtu… vah yavru serçem vah… ”

İki adam buz kesmişlerdi. Onlar, bu genç kadının öyküsünü asla bilemeyeceklerdi. O, kendi çılgınlığının hükümranlığında, özgürlüğüne kavuşmak için bu kez kendi kararını kendi vermiş ve uçmuştu.

Nahid, son soluğunu Suğra’nın dizlerine bırakmadan ve Kerim onun başını avuçları arasına almadan önce yüzü soğuk taşların üzerindeyken, gözünün kıyısıyla bahçedeki ince kar örtüsüyle kaplı çalıları seyrediyordu sanki. Kolu kalkabilse gözünün köşesinden akan kanı temizleyecekti. O an Suğra’nın çığlıkları uğultulu ve çok uzaktan geliyordu. Suğra’nın hayata çıkışına kadar geçen ve Nahid’in kendi kaderini seyrettiği o birkaç saniye sonsuza kadar sürecek olan saniyelerdi:

Okumaya devam et “siyah saçların isyanı!”