Tarihe kısa bir bakış!

Aşağıdaki yazı, parantez içindeki bölüm hariç –Ruhan Odabaş’ın yazdığına göre 03 Eylül 2013 –http://www.ozgurkocaeli.com.tr/makale/rabiacilar-okusun-140021.html – Siyaset Bilimci Gürbüz Evren tarafından kaleme alınmıştır:

“Bizim İleri Demokratlar, Mursi yandaşlarının Dört Parmak yani “Rabia” işaretini simge yapmaya çalışıyorlar… Bırakın bizim siyasileri, sanatçı olarak tanıtılan şarkıcılar ve “bazı” futbolcular bile bu işareti yapıp secdeye varmaya başladı. Zaten “bazı” futbolcular bile yapıyorsa, anlayın ki bu, anlamı bilinmeyen bir iştir.

Okumaya devam et “Tarihe kısa bir bakış!”

Diktatörler bunu iyi bilir!

Platon (Devlet):

Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.

Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.”

nasıl tutabilirim ruhumu…

Rilke’den bir çeviri denemem:

nasıl tutabilirim ruhumu, dokunmasın seninkine? nasıl kaldırabilirim onu
usulca, senin üzerinden, başka şeyler üstüne?
 
içime alıp götürmeyi çok isterim onu
karanlıkta yitip giden eşyalar arasından
dingin bilinmeyen bir yere,
senin derinliklerin yankılandığında kımıltısız kalan bir yere.
 
ve hala bize, sana ve bana, dokunan her şey,
bizi bir yay gibi birlikte alıp götürür
iki telden tek ses çıkararak
 
hangi çalgının teline sürülmüşüz
hangi kemancı bizi ellerinde tutar?
ey şarkıların en tatlısı

How shall I hold on to my soul, so that
it does not touch yours? How shall I lift it
gently up over you on to other things?
I would so very much like to tuck it away
among long lost objects in the dark
in some quiet unknown place, somewhere
which remains motionless when your depths resound.
And yet everything which touches us, you and me,
takes us together like a single bow,
drawing out from two strings but one voice.
On which instrument are we strung?
And which violinist holds us in the hand?
O sweetest of songs.