koklamam cennet çiçeklerini!

Şirazlı Saadi’nin bir gazelini az önce çevirdim (affola!):

Öldüğüm nefeste seni arzularken ölürüm /

                                              sokağının toprağı olurum umuduyla can veririm

Kıyamet günü başımı kaldırdığımda topraktan /

                                              seninle konuşmaya kalkarım seni arar dururum

İki âlemin tanıkları tanık oldukları o cem’ide /

                                               senden yana bakarım tekçe senin kulun olurum

Yokluk yatağında uyursam da binlerce yıl ne gam /

                                              sonunda senin saçının rayihasıyla uyanırım

Ravza hadisi söylemem, koklamam cennet çiçeklerini /

                                              Huri cemalin istemem sana, sana koşarım

(Ç. h.h., 8 mayıs 2014, saat 23:56)

Saadi-mezarı

 

 

Ağaca vardığında seyre dur!

Sohrab Sepehri’nin Nazi adlı arkadaşına yazdığı mektuptan bir bölüm:

“… Dün mektubun geldiğinde seni görmenin çizgileri vardı yerde ve taptazeydi. “Şimran’ın” gün ortasında biz ne konuşuyorduk? Benim avuçlarım dünyanın aydınlığıyla doluydu ve sen kendi ruhunun aydın gölgesinde duruyordun. Bazen bir kuş gibi hayretler içinde yerinde durakalıyordun. 

Nazi, sen sudan daha iyisin. Sen buluttan daha iyisin. Sen tan yerine varacaksın. Sakın ayakların kaymasın. Ben senin arkadaşının, senin elinden tutarım. Süzül, zira kuşlar böyledir ve yeşillikler böyledir. Ağaca vardığında seyre dur. Seyir seni göklere çıkaracak.  Bizim zamanımızda bakmayı öğrenmemişler ve ağaç, evi süslemekten başka bir şey değil ve kimse komşunun bahçesinin çiçeklerine inanmıyor. Bağlar, bağlılıklar kopmuş. Kimse ayışığında yürümüyor artık ve bir karganın uçuşundan aymıyor kimse ve tanrıyı taraçanın merdivenleri yanında görmüyor ve sonsuzluğu sürahide bulamıyor. 

Okumaya devam et “Ağaca vardığında seyre dur!”