o menem, o menem!

sensiz yaşanılmır gündüzüm gécem
sene qovuşmazsam dağılmış közem

arzumdur ömürlük qelbine köçem
seninle yaşayıb seninle ölem

éşitsen bir ağaç yanır o menem o menem
görsen bulaq susuz qalıb o menem o menem
éşitsen bir deli ağlayır o menem o menem
iki gören gözüm sensiz ölürem
éşitsen bir ağaç yanır o menem o menem
görsen bulaq susuz qalıb o menem o menem
seni deliler tek séven var o menem o da men
iki gören gözüm sensiz ölürem… gel, gel!

 

 

Tebrizli Şems’in Makalatından Çevirdiğim bir Parça:

Sen Konuşur musun Dinler misin?

Ey efendi, adetim budur, biri benim yanıma gelse sorarım ona, “Ey efendi, sen konuşur musun yoksa dinler misin?”

Şayet, “konuşurum,” derse, üç gece gündüz dinlerim onu peş peşe, ta ki o beni bırakıp kaçar. Şayet, “dinlerim,” derse, söylerim.

Küçüklüğümde, bana şaşılası bir olay oldu. Kimsenin benim halimden haberi yok, babam beni bilmez.

O derdi bana, “Evvela ki sen deli değilsin. Bilmem ki ne yoldur senin. Riyazet terbiyesi de değil…” ve falan filan!

Dedim ki ona, “Benden bir söz duy! Seninle benim aramdaki şuna benzer ki ördek yumurtasını ev tavuğunun altına koymuşlar. Kuluçkaya yata ve ördek yavruları çıkara. Ördek yavruları yumurtayı kırmışlar, anneleriyle su kenarına gelmişler ve suya girmişler. Anneleri evcil tavuktur. Suyun kıyılarında dolaşır, suya girmeye imkân yok. Şimdi, baba, ben deniz görüyorum bineğim olmuş ve benim vatanım ve halim bu işte. Şayet sen bendensen ya da ben senden, gir bu denize, şayet değilsen git evcil tavukların yanına! Bu ise seni asmaktır.”

Okumaya devam et “Tebrizli Şems’in Makalatından Çevirdiğim bir Parça:”