onuru bağışlayanlar haykırmaz…


Masalı anlatan ihtiyar adam derin bir nefes aldı ve hayıflanarak sözlerine devam etti: Ben bilmiyordum onuru bağışlayanlar haykırmaz. Coşkuya kapılıp tezahürat yaparak bağıranların uğultusu, kendilerine onur bahşedilenlerin sevincinin sesidir. Ve kalabalık çığlıklar atıyordu… Şu anda size anlatacaklarım öykümüzün kaderidir. Sakın bana, ‘Öykünün de kaderi mi olurmuş?’ diye sormayın! Ah serüvenler… serüvenler… Eğer şimdi anlatacaklarım ve sizin duyacaklarınız olmasaydı, belki de size anlatmakta olduğum öykü asla var olmayacaktı ve ben hiçbir zaman onun râvisi olamayacaktım. Ve şayet siz şimdi beni dinlemezseniz, rivayet yine olmayacak ve öykü oluşmayacak. Biz, kendi irademizle kaderimizde yerimizi almışız ve bu öykünün bir parçası olarak varız. Ancak görüyorsunuz; öyküler de, onun kahramanları kadar kendi kaderlerinin tutsağıdır. Râviler ve o rivayeti dinlemeye katılanlar, rivayet olunanlar kadar bu kaderin kahramanlarıdır. Ama ilave ediyorum: Bu kaderde önemli olan, size ne anlattığım değil, beni, bunu size rivayet etmeme kimin, niye hükmettiğidir. O ilk rivayet! Eğer gözlerim gözyaşlarıyla dolduysa bu, yalnızca anlatırken o kaderi paylaşmama değil, bizim nasıl olur da kaderimizi çizerken başkalarının her şeyimizi altüst edebilecek kararlarına göz yummamızadır… Bir şeyleri kazanırken neleri kaybettiğimizi, kaybedeceğimizi hesaba katamayışımızadır. Ahhh, serüvenler, serüvenler…

Okumaya devam et “onuru bağışlayanlar haykırmaz…”

Musa dedi, kim benden daha âlimdir âlemde?

1.Musa dedi ki “kim benden daha âlimdir alemde?”
Yuşâ dedi ki “Biri vardır âlemde senden daha âlim.” Öfkelenmedi ve onunla kızgınlık eylemedi ki, “Bu ne sözdür?” diye, illa ona dedi, “Ha, ha! Nasıl söyledin?” Çünkü talipti.
Yuşâ da nebi idi, illa ki hüküm etmezdi. Hüküm o zamanlar Musa ile idi. Ve bu sözü de kendi yanımdan söylüyorum:  Ben de şayet bir matlup bulursam, aynısını yaparım ve saklarım ki eyleyeyim, bir hicap oluşmaya.
Musa’nın bu öyküsünü ki sıcaktı –ki sıcaklığı gökyüzünü yakardı- soğuk mu soğuk söylerler.
Mecmeülbahreyn’e geldiklerinde, ehl-i zahire göre, Antakya yakınlarında, Haleb’e aykın, ya bir daha, bir kavle göre namaz kılardı, bir kavle göre at üstünde, su üzerinde sürerdi.
Uzaktan, gördü onu.

Okumaya devam et “Musa dedi, kim benden daha âlimdir âlemde?”