O ağlama!

Çünkü sen biliyorsun “başkalarının” özgürlüğü için ayaklanmayanlar her daim tutsak kalacaklar…

Kim ki Seyit Hamze Kabristanı’na gitmemiş, ki yaz olsun, öğlen saati olsun, rüzgar da hafiften essin, o rüzgar ki sadece mezarların tozuna toprağına gücü yeter, yetsin ve kaldırsın mezarların tozunu toprağını ve akkavakların -ki birileri onlara tebrizli der- dalına yaprağına kondursun ve o dallar ağır ağır kımıldasın ve toprağın altındaki Tebrizliler şarkılar söylesin ve o birisi ki bu şarkıyı duymamış ve çevresine örülmüş olan görünmeyen o büyülü ağı görmemiş, gurbetin ne olduğunu anlamaz!

Gurbet sadece uzaklık değil! Uzaklıktır. Sokaklardan, hayatın ve avlunun günbatımına yakın kokusundan, seni, çok uzaklarda kalmış olan seni kendi oyunlarının içine sürükleyen çocukların çığıltılı cıvıltısından, yakın uzak zamanlardaki varlardan nişan ve nişane olan şimdiki yoklardan uzaklıktır… Kaldı ki bu da değil! Gurbet uzaklara gitmek, uzak düşmek, uzak kalmak, uzaklara atılmak da değil sadece. Gurbet fırlatılmışlıktır da! Çizgilerden, anlamlardan, kelimelerden ve kelamdan fırlatılmışlık, zamandan…

Okumaya devam et “O ağlama!”