cesaret delirebilmektir

Cesaret unutulmuş bir bodrum katında karnına, yüzüne inen tekme tokatlara gülmek de değil!
Cesaret delirebilmektir. Bilerek, hissederek aşık olmaktır cesaret. Beni korkutan belki de Huriye’nin cesaretini görmekti.

Havuzun etrafına dizilen saksılardaki çiçeklerin sarardığı sıcak bir yaz günüydü. Huriye’ler bize misafir gelmişlerdi. O benden dört yaş küçüktü. Onlar geldiklerinde esas şenlik benim içimde başlardı. Huriye’nin adını duyunca karnımda bir şeyler ezilirdi. O kadar insan doluşurdu eve ama ben sadece onun sesini duyardım sanki. Sadece onun gözlerini görmek isterdim. Siyah iri gözlerini. Gülerken kirpikleri kaşına değerdi. Dilinin ucu, ısıracak gibi görünürdü. Yemekten sonra herkes öğlen uykusuna çekildiğinde, yüklüğün olduğu odaya geçerdim. Serin olurdu orası. O günlerde Verter’in Acıları’nı, Matissen’in Tüy adlı romanını yeni bitirmiştim.

Okumaya devam et “cesaret delirebilmektir”