bu hepimizin rivayetidir! -1-


– Merhaba!
– Merhaba!?
– Ama siz o değilsiniz!
– Kim değilim?

Böyle başlamıştı sana gelmem. Tam otuz yedi yıl önce! Şimdi birkaç resim buldum, bazı akrabalardan, ama eskiye ait çok az ispat var elimde. Sen bu ispatlardan birisin. Sen benim gözlerimin içinin güldüğü yıllarını hatırlıyorsun, sonra o parıltı söndü gözlerimde, görüyorsun işte! Üzüleceksin ama hapishaneden önce işkence de var. İşkenceden sonra gözlerimin parıltısı söndü.
Tülay bir adım önden, Taylan onun arkasından, Kuğulu Park’ın havuzuna kurulmuş küçük kambur köprüyü geçtiler. Havada, parkın ışıkları altında küçücük billur parçalarına benzer kar taneleri uçuşuyordu. Arnavut taşlara dikkatle basarak ilerliyordu Tülay. Kestane dumanının yanındaki piyangocuyu ve duvara gözlükler, çakmaklar dizmiş adamı geçtiler. Köşedeki kafeye oturdular. Hava serinceydi. Ama buna rağmen kaldırım masalarından birine oturdular. Garson gelince, Tülay “Sen söyle,” der gibi baktı Taylan’a.

– İki neskafe!

Tülay gülümsedi. Seneler önce, o siyah beyaz resimde kalakalan o küçük kızın bonkör sevinci, şimdi hafif kırışmış yüzünden masaya boca oldu.

– Niye güldün?
– Hayatımdaki ilk neskafe içişimi hatırladım da!
– Nasıl?!
Okumaya devam et “bu hepimizin rivayetidir! -1-“