Mevlana’dan çevirdiğim bir gazel

Evin aydınlığısın bırakıp evi gitme sakın
      Şeker gibi işretimizi koru fakat gitme sakın
Baş düşmanım işve eder işvesini dinleme sen
      Can evimi hüzne gama sen bırakıp gitme sakın
Bizim ve öz düşmanını tanrı için şad eyleme
      Dinleme düşman hilesin dostu üzüp gitme sakın
Hasteli kimse sanemim güzel konuşmaz arkadan
      Dost kereminden neyin var, var ise ver gitme sakın
Saman gibi her soluğun her rüzgara salma sakın
      Vesveseyi bir kerede yak fakat gitme sakın

Şirazlı Sadi’den bir gazel

Öldüğüm nefeste seni arzularken ölürüm / sokağının toprağı olurum umuduyla can veririm

Kıyamet sabahı kaldırdığımda başımı topraktan / seninle konuşmaya kalkarım seni arar dururum

İki âlemin tanıkları tanık oldukları o cem’ide / senden yana bakarım tekçe senin kulun olurum

Yokluk yatağında uyursam da binlerce yıl ne gam / sonunda senin saçının rayihasıyla uyanırım

Ravza hadisini söylemem, koklamam cennet çiçeklerini / Huri cemalin aramam sana, sana koşarım

Rıdvan sakisinin elinden içmem cennet şarabını  / bana şarap ne gerek yüzünün sarhoşu olurum

Sen var iken gitmek bin çölü aşmak kolay /  hata yaparsam eğer Sadi sana doğru gelirim.