Habib’in vasiyeti

Habib Abimin arkadaşı Murteza’nın bize geldiği gündü. Habib, Murteza’ya, bana anlatmasını söylemişti: “Dönmezsem, benim odamda, dolabımın üst rafında bir kutu var. İçinde bir mektup; çok şey yazılı… Alın yırtın. Kutu boş kalsın.”  ‘Vasiyetim,’ demek istemiş belki de; ama neden boş kalacakmış ki… Bana neden boş bir kutu bırakmak istemişti? Vasiyetinden yoksunlaştırılmış bir kutu! Kutuda başka neler var diye merak etmiştim. Murteza gidince Habib’in odasına girdim. Daha önceleri, Habib yokken annem: ‘Odanın tozunu al!’ derdi. Sanki, Habib akşam gelecekmiş gibi… Ya ben… Ben de öyle. Murteza gidince Habib Abimin odasına girdim. Dolabını açtım. Kalmış elbise kokusu, ter kokusu çarptı yüzüme. Üsteki rafa yetişemedim. Bir sandalye çekip üzerine çıktım. Karton bir kutu arıyordum; ama yoktu. Defter kâğıtlarının yanında dikdörtgen, mavi desenli, teneke bir kutu vardı. Annenin, eskiden dikiş malzemelerini koyduğu kutu gibi. Aldım. Dolabın hemen yanına, halının üzerinde yere çöktüm. Yüreğim ağzımda çarpıyordu. Kapağını, zorlanarak açabildim; Okumaya devam et “Habib’in vasiyeti”