Ölümü Gözlerinden Gördüm

Ahmet, zil zurna, çırılçıplak yatakta. Yüzümü yıkarken, kadının pörsümüş memeleri omzumda ezildi. Yüzümün kiri, Ahmet’in tanımadığı bir adamın böğrünü deşerken yanına aldığı kana karışıyordu lavaboda. Kadına, “Kaç yaşındasın?” diye sordum. Gülümsedi. “Kırk üç yeni bitti,” dedi. Vay be! Demek ya işçidir; felek vurmuş pörsümüş, sonra zengin bir kocayı avlamış, kurtarmış kendini… ya da orospuluğa yeni paydos demiş, başlamış patroniçeliğe… ya da anasının gözü kaçakçı! Bunların yerine, bir üniversite hocası, ya da önemli bir firmanın yöneticisidir diye de düşünebilirdim, düşünmedim. Her kimse, her neciyse, ikimizi birden istemiş; iştahı kabarmıştı besbelli! Yüzümü ellerinin arasına aldı. ‘Gözlerin güzel,’ dedi. Bıyıklarımın suyunu içtim. ‘Kalçaların da güzel!’ dedi havluyu uzatırken. Attım kanepeye kendimi. Yanıma geldi. ‘Burada olmaz… gel yatakta uyu!’ dedi. Gittim. Gülerek yatak odasına aldı. Pantolonumu sıyırdı, yatağın yanındaki beyaz postun üzerine fırlattı. Çoraplarımı, gömleğimi de çıkardı. Soyundu, Ahmet’le benim aramıza girdi. Eli vücudumda dolaşırken, ‘Her şeyi gördüm!’ dedi. Dönüp üzerine yattım. Bileklerinden yakalayıp iki yana ayırdım: “Adın ne senin?” dedim.

Okumaya devam et “Ölümü Gözlerinden Gördüm”